ZİNA EDEN KİŞİ MÜMİN MİDİR? İMAN-AMEL TARTIŞMASININ GERÇEK BEDELİ
Sahîh-i Buhârî, Mezâlim 30 (Hadis no. 2475); Sahîh-i Müslim, Îmân 24 (Hadis no. 57)عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَلَا يَشْرَبُ الْخَمْرَ حِينَ يَشْرَبُ وَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَلَا يَسْرِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهُوَ مُؤْمِنٌ»
Ebû Hureyre'den (r.a) rivayet edildiğine göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Zina eden kimse, zina ettiği anda mümin olarak zina etmez; şarap içen kimse, içtiği anda mümin olarak içmez; hırsızlık yapan kimse, çaldığı anda mümin olarak çalmaz.
SELEF-İ SALİHİN VE EHL-İ SÜNNET ÂLİMLERİNİN İNCE TAHLİLİ
Bu hadisin zahiri (görünen manası) etrafında üç fırka üç farklı yola sapmıştır. Hâricîler, mümin değildir ifadesini olduğu gibi alıp bu kişinin dinden tamamen çıktığına, kâfir olduğuna hükmetmişlerdir. Mürcie ise tam tersi bir aşırılığa giderek bu hadisi ya zayıf saymış ya da burada kastedilen zahiri bir mübalağadır, gerçek imanla hiçbir ilgisi yoktur diyerek amelin imandan tamamen ayrı olduğunu iddia etmiştir. Ehl-i Sünnet ise dilin ve şeriatın genel kullanımına bakarak lâ yü'minu (mümin değildir) ifadesinin, imanın aslını değil kemalini (kâmil, mükemmel imanı) nefyettiğini tespit etmiştir; tıpkı Sizden biriniz, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe (kâmil manada) iman etmiş olmaz hadisinde olduğu gibi.
Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in cumhuru şu görüştedir: Bu hadiste geçen iman nefyi, kemal-i imanın nefyidir, aslının değil. Şu delilimiz vardır: Aynı Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), başka sahih hadislerde zina eden ve hırsızlık yapan kimseye had (ceza) uygulanmasını emretmiş, fakat onları asla mürted veya kâfir olarak isimlendirmemiştir. Eğer bu günahlar kişiyi dinden çıkarsaydı, ona irtidat hükmü (kılıçla infaz, mirastan mahrumiyet, gasl ve cenaze namazının terki) uygulanırdı; oysa böyle bir uygulama hiçbir sahih rivayette yoktur.
Bu meselenin bedeli sadece teorik değil, tam anlamıyla siyasi ve toplumsaldır. Hâricîlerin öncülü olan amel imandandır, öyleyse günah imanı yok eder fikri, tarihte Nehrevan katliamına, sahabenin kanının helal sayılmasına ve ümmetin en acı iç savaşlarından birine yol açmıştır. Mürcie'nin öncülü olan amel imandan ayrıdır, günah imana asla zarar vermez fikri ise insanları günaha karşı gevşetmiş, korkuyu (havf) imandan söküp atarak nice kalbin ibadete karşı laubali olmasına sebep olmuştur. Ehl-i Sünnet'in orta yolu -amel imanın kemaline dahildir, aslına değil- hem ümmetin birliğini korumuş hem de amel etme motivasyonunu (havf-recâ dengesini) canlı tutmuştur. Görülüyor ki bir akîde tartışması, salt kelâmî bir lüks değil, doğrudan kılıçların ne zaman çekileceğini belirleyen bir meseledir.
İmam Buhârî, Sahîh'inin İman Kitabı'nda şu dikkat çekici bâb (bölüm) başlığını koymuştur: Bâbü'l-Meâsî min Emri'l-Câhiliyye, ve lâ yükeffiru sâhibühâ bi-irtikâbihâ illâ bi'ş-şirk -yani Günahlar cahiliyet işlerindendir; bunları işleyen kişi, şirke düşmedikçe bu günahlar sebebiyle tekfir edilmez. Bu başlık, İmam Buhârî'nin bizzat kendi hadis tasnifiyle Ehl-i Sünnet akîdesini nasıl ete kemiğe büründürdüğünün canlı bir örneğidir; o, sadece rivayetleri değil, o rivayetlerden çıkan doğru itikadı da satır aralarına yerleştirmiştir.
İmam Ebû Hanîfe ve ashabının iman söz ve tasdiktir, amel imandan bir cüz değildir şeklindeki meşhur ifadesi, bazılarınca yanlış anlaşılıp onlara Mürcie'lik isnat edilmiştir. Halbuki İmam Ebû Hanîfe'nin kastı, ameli terk edenin küfre girmediğini vurgulamaktı, yoksa ameli tamamen önemsizleştirmek değildi; nitekim aynı imam, günahkârın azap görebileceğini, imanının eksilebileceğini de kabul eder. Hakiki Mürcie, günahın imana hiçbir zararı yoktur diyen ve ameli tamamen değersizleştirendir; bu, ne Ebû Hanîfe'nin ne de Ehl-i Sünnet'in hiçbir imamının söylediği bir sözdür.