Akîde

VARLIĞIN MERKEZİ VE KULLUĞUN SIRRI: TEVHİD

İnancın temel taşlarından seçilmiş bir bölüm.

Akîde başlıklarına dön

VARLIĞIN MERKEZİ VE KULLUĞUN SIRRI: TEVHİD

عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: كُنْتُ رِدْفَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى حِمَارٍ، فَقَالَ: «يَا مُعَاذُ، أَتَدْرِي مَا حَقُّ اللَّهِ عَلَى العِبَادِ، وَمَا حَقُّ العِبَادِ عَلَى اللَّهِ؟» قُلْتُ: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، قَالَ: «حَقُّ اللَّهِ عَلَى العِبَادِ أَنْ يَعْبُدُوهُ وَلاَ يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا، وَحَقُّ العِبَادِ عَلَى اللَّهِ أَنْ لاَ يُعَذِّبَ مَنْ لاَ يُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا»

Muâz b. Cebel'den (r.a) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir gün binek üzerinde Nebi'nin (sallallahu aleyhi ve sellem) arkasında idim. Bana şöyle buyurdu: Ey Muâz! Allah'ın kulları üzerindeki hakkının ve kulların Allah üzerindeki hakkının ne olduğunu biliyor musun? Ben: Allah ve Resulü en iyisini bilir dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Allah'ın kulları üzerindeki hakkı; yalnızca O'na ibadet etmeleri ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı ise; kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayan (tevhid ehli) kimseye azap etmemesidir.

Buhârî, Libâs 101, Tevhîd 1; Müslim, Îmân 48

SELEF-İ SALİHİN VE EHL-İ SÜNNET ÂLİMLERİNİN ŞERHLERİ

İmam Ebû Ca'fer et-Tahâvî (ö. 321/933)El-Akîdetü't-Tahâviyye
Allah Teâlâ'nın tevhidi hususunda, Allah'ın yardımına sığınarak deriz ki: Allah birdir, hiçbir ortağı yoktur. O'nun misli (benzeri ve dengi) hiçbir şey yoktur. O'nu aciz bırakacak hiçbir güç yoktur. O'ndan başka hak ilah yoktur. O kadîmdir, başlangıcı yoktur; ebedîdir, sonu yoktur. Asla fenâ bulmaz ve helak olmaz. Ancak ve ancak O'nun dilediği olur. Vehimler (hayaller) O'na ulaşamaz, idrakler O'nu kavrayamaz. Yaratılmışlara benzemez. Hayydır (diridir), asla ölmez; Kayyûmdur (her şeyi ayakta tutandır), asla uyumaz. Yaratması bir muhtaçlıktan değil, rızıklandırması bir külfetten değildir.
Şeyhülislam İbn Teymiyye (ö. 728/1328)Risâletü'l-Ubûdiyye / Mecmûu'l-Fetâvâ, 1/21
Tevhid, sadece Allah'ın yegâne yaratıcı ve rızık verici olduğunu (Tevhid-i Rububiyyet) bilmekten ibaret değildir. Eğer öyle olsaydı, Mekke müşriklerinin de mümin sayılması gerekirdi. Zira Kur'an'ın beyan ettiği üzere, onlara 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorulduğunda 'Allah' derlerdi. Lakin onlar, ibadette, duada, sığınmada ve sevgide putları, salih kişileri veya melekleri Allah'a aracı kılarak şirke düştüler. Hakiki Tevhid (Tevhid-i Uluhiyyet); kalbin mutlak sevgi, mutlak boyun eğiş (zillet), korku, umut ve dua ile yalnızca Allah'a yönelmesidir. La ilaha illallah sözü, yeryüzündeki tüm sahte ilahları, hevayı, makam hırsını ve mahlukata bağlılığı kalpten söküp atmak, o tahta sadece göklerin ve yerin Rabbini oturtmaktır. İbadet, kalbin Allah'tan başkasına köle olmaktan azat edilmesidir.
İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 751/1350)İğâsetü'l-Lehfân / ed-Dâ' ve'd-Devâ
Şirkin en hafifi, insanın Allah'ın nazarını bırakıp mahlukatın rızasını gözetmesi (riya) iken, en büyüğü mahlukatı Allah'a denk tutmaktır. Kalpte Allah'tan başkasına duyulan ve itaati gerektiren mutlak bir korku veya mutlak bir umut varsa, o kalp tevhidini zedelemiştir. Allah, şirki 'affedilmeyecek yegâne günah' kılmıştır; çünkü şirk, varlığın yaratılış gayesine (fıtrata) açılmış en büyük ihanettir. Tevhid ağacı kalbe dikildiğinde, onun kökleri ihlas suyuyla sulanırsa, dalları göğe yükselir ve sahibine dünyada sarsılmaz bir izzet, ahirette ise ebedi bir cennet meyvesi verir.
İmam Ebû Hanîfe (ö. 150/767)el-Fıkhu'l-Ekber
Allah Teâlâ zâtında birdir. Bu birliğin anlamı sayı bakımından (matematiksel bir bir) değil, zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde hiçbir ortağının, denginin ve benzerinin olmaması bakımındandır. O, isimleri ve zâtî-fiilî sıfatlarıyla ezelîdir, ebedîdir. O'nun isimlerinden veya sıfatlarından hiçbiri sonradan var olmamıştır (hâdis değildir). O, Kur'an'da kendisini nasıl isimlendirmiş ve nitelemişse öyledir; O'nun kelamı mahluk (yaratılmış) değildir. Kim Allah'ı yaratılmışların vasıflarından bir vasıfla nitelerse dinden çıkar.
Vehb b. Münebbih (ö. 114/732)Buhârî, Kitâbu'l-Cenâiz (Ta'lîk olarak)
Kendisine Lâ ilâhe illallah cennetin anahtarı değil midir? diye sorulduğunda şu muazzam cevabı vermiştir: Evet, öyledir. Lakin hiçbir anahtar yoktur ki onun dişleri (şartları) olmasın. Eğer sen cennetin kapısına dişleri (ihlası, farzları, haramlardan kaçınması ve ameli) olan bir anahtar getirirsen kapı sana açılır; aksi takdirde o kapı senin için açılmaz. Söz kuru bir iddiadan ibaret değildir; Tevhid, bedenin ameliyle tasdik edilmedikçe kalbe yerleşmez.