İsnad Ağacı
Sahih kaynaklardan yüz hadis ve temsilî isnad zinciri. Her zincir tıklanabilir ravi düğümleriyle gösterilir.
Ameller ancak niyetlere göredir. Herkesin niyeti ne ise eline geçecek olan da odur.
إِنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى
Buhârî, Bed'ü'l-Vahy, 1 — Hz. Ömer → Alkame b. Vakkās → Muhammed b. İbrâhîm et-Teymî → Yahyâ b. Saîd el-Ensârî → Buhârî
İman yetmiş küsur şubedir; en üstünü Lâ ilâhe illallah demek, en aşağısı yoldan rahatsız edici bir şeyi kaldırmaktır. Hayâ da imandan bir şubedir.
الْإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً، أَفْضَلُهَا قَوْلُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ، وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الْإِيمَانِ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir.
الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
İslam beş esas üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun elçisi olduğuna şehâdet etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.
بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَالْحَجِّ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ
Buhârî, Îmân 2 — Abdullah b. Ömer → Nâfi' → Zührî → Buhârî
Mü'minlerin iman bakımından en olgunu, ahlâkı en güzel olanıdır.
أَكْمَلُ الْمُؤْمِنِينَ إِيمَانًا أَحْسَنُهُمْ خُلُقًا
Tirmizî, Ebû Dâvûd — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.
إِنَّمَا بُعِثْتُ لِأُتَمِّمَ مَكَارِمَ الْأَخْلَاقِ
Ahmed b. Hanbel, Muvatta — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → İbn Cüreyc → Ebû Dâvûd
Nerede olursan ol Allah'tan kork; kötülüğün ardından bir iyilik yap ki onu silsin; insanlara da güzel ahlâkla davran.
اتَّقِ اللَّهَ حَيْثُمَا كُنْتَ، وَأَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا، وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ
Tirmizî — İrbâd b. Sâriye → Saîd b. el-Müseyyib → İbn Cüreyc → Tirmizî
Birbirinizi kıskanmayın, aldatmayın, birbirinize buğzetmeyin; Allah'ın kulları olarak kardeş olun.
لَا تَحَاسَدُوا وَلَا تَنَاجَشُوا وَلَا تَبَاغَضُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Kim ilim öğrenmek için bir yola girerse, Allah ona cennete giden bir yolu kolaylaştırır.
مَنْ سَلَكَ طَرِيقًا يَلْتَمِسُ فِيهِ عِلْمًا سَهَّلَ اللَّهُ لَهُ بِهِ طَرِيقًا إِلَى الْجَنَّةِ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Âlimler, peygamberlerin vârisleridir.
إِنَّ الْعُلَمَاءَ وَرَثَةُ الْأَنْبِيَاءِ
Ebû Dâvûd, Tirmizî — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → İbn Cüreyc → Ebû Dâvûd
Temizlik, imanın yarısıdır.
الطُّهُورُ شَطْرُ الْإِيمَانِ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Allah katında en sevimli amel, az da olsa devamlı olanıdır.
أَحَبُّ الْأَعْمَالِ إِلَى اللَّهِ أَدْوَمُهَا وَإِنْ قَلَّ
Buhârî, Müslim — Hz. Âişe → Urve b. Zübeyr → Zührî → Müslim
Kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği ameli namazıdır.
إِنَّ أَوَّلَ مَا يُحَاسَبُ بِهِ الْعَبْدُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ عَمَلِهِ صَلَاتُهُ
Tirmizî, Nesâî — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Bizi aldatan, bizden değildir.
مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.
لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ
İbn Mâce — Abdullah b. Abbâs → İkrime → Nuaym b. Hammâd → Ahmed b. Hanbel
Veren el, alan elden hayırlıdır.
الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Kişinin güzel Müslümanlığından biri, kendisini ilgilendirmeyen şeyi terk etmesidir.
مِنْ حُسْنِ إِسْلَامِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لَا يَعْنِيهِ
Tirmizî — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olandır; ben de aileme karşı en hayırlınızım.
خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لِأَهْلِهِ، وَأَنَا خَيْرُكُمْ لِأَهْلِي
Tirmizî — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Bir adam Kime iyi davranmam en gerekli? diye sordu. Peygamberimiz üç kez Annene buyurdu, dördüncüde Sonra babana dedi.
مَنْ أَحَقُّ النَّاسِ بِحُسْنِ صَحَابَتِي؟ قَالَ: أُمُّكَ، ثُمَّ أُمُّكَ، ثُمَّ أُمُّكَ، ثُمَّ أَبُوكَ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Dikkat edin, bedende bir et parçası vardır; o iyi olursa bütün beden iyi olur, bozulursa bütün beden bozulur. Dikkat edin, o kalptir.
أَلَا وَإِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، أَلَا وَهِيَ الْقَلْبُ
Buhârî, Îmân 39 — Nu'mân b. Beşîr → Zührî → Buhârî
Allah sizin bedenlerinize ve suretlerinize bakmaz; ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.
إِنَّ اللَّهَ لَا يَنْظُرُ إِلَى أَجْسَامِكُمْ وَلَا إِلَى صُوَرِكُمْ وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
İslam garip başladı ve başladığı gibi tekrar garip haline dönecektir. Ne mutlu o gariplere!
بَدَأَ الإِسْلامُ غَرِيبًا، وَسَيَعُودُ كَمَا بَدَأَ غَرِيبًا، فَطُوبَى لِلْغُرَبَاءِ
Müslim, Îmân 232 — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Benim sünnetime ve hidayet üzere olan Râşid Halifelerimin sünnetine sımsıkı sarılın. Onlara azı dişlerinizle tutunurcasına yapışın.
عَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ، تَمَسَّكُوا بِهَا وَعَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ
Ebû Dâvûd, Tirmizî — İrbâd b. Sâriye → Saîd b. el-Müseyyib → İbn Cüreyc → Tirmizî
Kim bizim bu işimizde ondan olmayan bir şey ihdas ederse, o reddolunmuştur.
مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ
Buhârî, Müslim — Hz. Âişe → Urve b. Zübeyr → Zührî → Müslim
İhsan; Allah'ı görüyormuşsun gibi O'na ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni mutlaka görmektedir.
أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ، فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Allah'ın emir ve yasaklarını gözet ki Allah da seni gözetsin. Allah'ı gözet ki O'nu daima karşında bulasın.
احْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ، احْفَظِ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ
Tirmizî — Abdullah b. Abbâs → İkrime → İbn Cüreyc → Tirmizî
Bil ki, bütün ümmet sana fayda vermek için toplansa, Allah'ın senin için yazdığından başka hiçbir şeyle sana fayda veremezler. Kalemler kaldırılmış, sahifeler kurumuştur.
وَاعْلَمْ أَنَّ الْأُمَّةَ لَوِ اجْتَمَعَتْ عَلَى أَنْ يَنْفَعُوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَنْفَعُوكَ إِلَّا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ، رُفِعَتِ الْأَقْلَامُ وَجَفَّتِ الصُّحُفُ
Tirmizî — Abdullah b. Abbâs → İkrime → İbn Cüreyc → Tirmizî
Kim sükût ederse kurtulur.
مَنْ صَمَتَ نَجَا
Tirmizî, Ahmed b. Hanbel — Abdullah b. Amr b. Âs → İbn Cüreyc → Tirmizî
Sizden biriniz, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçek iman etmiş olmaz.
لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Din, samimiyet ve nasihattir.
الدِّينُ النَّصِيحَةُ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Rabbin rızası, ana-babanın rızasındadır.
رِضَا الرَّبِّ فِي رِضَا الْوَالِدَيْنِ
Tirmizî — Abdullah b. Abbâs → İkrime → İbn Cüreyc → Tirmizî
Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.
مَنْ لَا يَرْحَمْ لَا يُرْحَمْ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Kur'ân'ı akıcı okuyan, şerefli ve itaatkâr melek yazıcılarla beraberdir. Kur'ân'ı kekeleyerek, zorlanarak okuyana ise iki kat sevap vardır.
الْمَاهِرُ بِالْقُرْآنِ مَعَ السَّفَرَةِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ، وَالَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَيَتَتَعْتَعُ فِيهِ وَهُوَ عَلَيْهِ شَاقٌّ لَهُ أَجْرَانِ
Buhârî, Müslim — Hz. Âişe → Urve b. Zübeyr → Zührî → Müslim
Kuvvetli mü'min, Allah katında zayıf mü'minden daha hayırlı ve daha sevimlidir; ama her ikisinde de hayır vardır.
الْمُؤْمِنُ الْقَوِيُّ خَيْرٌ وَأَحَبُّ إِلَى اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِ الضَّعِيفِ، وَفِي كُلٍّ خَيْرٌ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Dünya, mü'minin zindanı, kâfirin cennetidir.
الدُّنْيَا سِجْنُ الْمُؤْمِنِ وَجَنَّةُ الْكَافِرِ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Eğer siz Allah'a gereği gibi tevekkül etseydiniz, kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı. Kuşlar sabah aç çıkar, akşam tok döner.
لَوْ أَنَّكُمْ تَتَوَكَّلُونَ عَلَى اللَّهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرَزَقَكُمْ كَمَا يَرْزُقُ الطَّيْرَ، تَغْدُو خِمَاصًا وَتَرُوحُ بِطَانًا
Tirmizî, İbn Mâce — Hz. Ömer → Abdullah b. Ömer → Nâfi' → Tirmizî
Müslümanın başına gelen hiçbir musibet yoktur ki, Allah onunla günahlarını örtmesin; ayağına batan bir diken bile bundan müstesna değildir.
مَا مِنْ مُصِيبَةٍ تُصِيبُ الْمُسْلِمَ إِلَّا كَفَّرَ اللَّهُ بِهَا عَنْهُ، حَتَّى الشَّوْكَةِ يُشَاكُهَا
Buhârî, Müslim — Hz. Âişe → Urve b. Zübeyr → Zührî → Müslim
Benden sonra yaşayanlarınız pek çok ihtilafa şahit olacaktır.
فَإِنَّهُ مَنْ يَعِشْ مِنْكُمْ بَعْدِي فَسَيَرَى اخْتِلَافًا كَثِيرًا
Ebû Dâvûd, Tirmizî — İrbâd b. Sâriye → Saîd b. el-Müseyyib → İbn Cüreyc → Tirmizî
Dinde sonradan uydurulmuş şeylerden şiddetle sakının. Çünkü sonradan uydurulan her şey bid'attir.
وَإِيَّاكُمْ وَمُحْدَثَاتِ الْأُمُورِ، فَإِنَّ كُلَّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ
Ebû Dâvûd, Tirmizî — İrbâd b. Sâriye → Saîd b. el-Müseyyib → Abdullah b. el-Mübârek → Ahmed b. Hanbel
Bir şey isteyeceğin zaman yalnızca Allah'tan iste. Yardım dileyeceğin zaman yalnızca Allah'tan yardım dile.
وَإِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللَّهَ، وَإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ
Tirmizî — Abdullah b. Abbâs → İkrime → İbn Cüreyc → Tirmizî
Ümmetim kıyamet günü, abdest izlerinden dolayı yüzleri ve el-ayakları nurlu olarak çağrılacaktır.
إِنَّ أُمَّتِي يُدْعَوْنَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنْ آثَارِ الْوُضُوءِ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Cennet her birinize ayakkabınızın bağından daha yakındır; cehennem de öyle.
الْجَنَّةُ أَقْرَبُ إِلَى أَحَدِكُمْ مِنْ شِرَاكِ نَعْلِهِ، وَالنَّارُ مِثْلُ ذَلِكَ
Buhârî — Abdullah b. Mes'ûd → Alkame b. Kays → Abdullah b. el-Mübârek → Ahmed b. Hanbel
Ancak şu iki kişiye gıpta edilir: Allah'ın kendisine mal verip onu hak yolunda tükettiği kimse, bir de Allah'ın kendisine hikmet verip onunla hükmeden ve onu öğreten kimse.
لَا حَسَدَ إِلَّا فِي اثْنَتَيْنِ: رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ مَالًا فَسُلِّطَ عَلَى هَلَكَتِهِ فِي الْحَقِّ، وَرَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ الْحِكْمَةَ فَهُوَ يَقْضِي بِهَا وَيُعَلِّمُهَا
Buhârî, Müslim — Abdullah b. Mes'ûd → Alkame b. Kays → İbn Cüreyc → Tirmizî
Alıcı ve satıcı ayrılmadıkları sürece muhayyerdir. Doğru söyler ve kusuru açıklarlarsa alışverişleri bereketlenir; yalan söyler ve gizlerlerse alışverişlerinin bereketi gider.
الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا، فَإِنْ صَدَقَا وَبَيَّنَا بُورِكَ لَهُمَا فِي بَيْعِهِمَا، وَإِنْ كَذَبَا وَكَتَمَا مُحِقَتْ بَرَكَةُ بَيْعِهِمَا
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa, her gün beş kez o nehirde yıkansa, kirinden bir şey kalır mı? Sahâbe Hiçbir şey kalmaz dedi. Peygamberimiz: İşte beş vakit namaz da böyledir buyurdu.
أَرَأَيْتُمْ لَوْ أَنَّ نَهَرًا بِبَابِ أَحَدِكُمْ يَغْتَسِلُ فِيهِ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسَ مَرَّاتٍ هَلْ يَبْقَى مِنْ دَرَنِهِ شَيْءٌ؟ قَالُوا: لَا يَبْقَى مِنْ دَرَنِهِ شَيْءٌ. قَالَ: فَذَلِكَ مَثَلُ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Oruç bir kalkandır. Oruçlu kaba söz söylemesin, cahillik etmesin; biri kendisiyle kavga eder ya da sövmeye kalkarsa Ben oruçluyum desin.
الصِّيَامُ جُنَّةٌ، فَلَا يَرْفُثْ وَلَا يَجْهَلْ، وَإِنِ امْرُؤٌ قَاتَلَهُ أَوْ شَاتَمَهُ فَلْيَقُلْ: إِنِّي صَائِمٌ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Hac, Arafat'ta vakfeye durmaktır. Kim Müzdelife gecesi fecir doğmadan önce Arafat'a yetişirse haccına yetişmiş olur.
الْحَجُّ عَرَفَةُ، فَمَنْ جَاءَ لَيْلَةَ جَمْعٍ قَبْلَ طُلُوعِ الْفَجْرِ فَقَدْ أَدْرَكَ الْحَجَّ
Tirmizî, İbn Mâce, Nesâî — Abdurrahman b. Ya'mer → İbn Cüreyc → Tirmizî
Sadaka malı asla eksiltmez. Allah, affeden kulunun izzetini artırır. Allah için tevazu gösteren kimseyi de Allah yükseltir.
مَا نَقَصَتْ صَدَقَةٌ مِنْ مَالٍ، وَمَا زَادَ اللَّهُ عَبْدًا بِعَفْوٍ إِلَّا عِزًّا، وَمَا تَوَاضَعَ أَحَدٌ لِلَّهِ إِلَّا رَفَعَهُ اللَّهُ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
En üstün cihad, zalim bir yönetici karşısında hakkı söylemektir.
أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ حَقٍّ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ
Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce — Ebû Saîd el-Hudrî → Zührî → Tirmizî
Allah'a yemin ederim ki iman etmiş olmaz, Allah'a yemin ederim ki iman etmiş olmaz, Allah'a yemin ederim ki iman etmiş olmaz: komşusu, kötülüklerinden emin olmayan kimse.
وَاللَّهِ لَا يُؤْمِنُ، وَاللَّهِ لَا يُؤْمِنُ، وَاللَّهِ لَا يُؤْمِنُ: الَّذِي لَا يَأْمَنُ جَارُهُ بَوَائِقَهُ
Buhârî — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Biriniz yemek yerken Bismillah desin. Başında söylemeyi unutursa, hatırladığında Başında da sonunda da Allah'ın adıyla desin.
إِذَا أَكَلَ أَحَدُكُمْ طَعَامًا فَلْيَقُلْ: بِسْمِ اللَّهِ، فَإِنْ نَسِيَ أَنْ يَقُولَ بِسْمِ اللَّهِ فِي أَوَّلِهِ فَلْيَقُلْ: بِسْمِ اللَّهِ فِي أَوَّلِهِ وَآخِرِهِ
Ebû Dâvûd, Tirmizî — Hz. Âişe → Urve b. Zübeyr → İbn Cüreyc → Şâfiî
Doğruluğa sarılın; çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Yalandan sakının; çünkü yalan kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür.
عَلَيْكُمْ بِالصِّدْقِ، فَإِنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إِلَى الْبِرِّ، وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إِلَى الْجَنَّةِ. وَإِيَّاكُمْ وَالْكَذِبَ، فَإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إِلَى الْفُجُورِ، وَإِنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إِلَى النَّارِ
Buhârî, Müslim — Abdullah b. Mes'ûd → Alkame b. Kays → Abdullah b. el-Mübârek → Ahmed b. Hanbel
Emanete riayet etmeyenin imanı, ahdine vefa göstermeyenin de dini yoktur.
لَا إِيمَانَ لِمَنْ لَا أَمَانَةَ لَهُ، وَلَا دِينَ لِمَنْ لَا عَهْدَ لَهُ
Ahmed b. Hanbel — Enes b. Mâlik → Zührî → Abdullah b. el-Mübârek → Ahmed b. Hanbel
Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz? Kardeşini, hoşlanmayacağı bir şekilde anmandır.
أَتَدْرُونَ مَا الْغِيبَةُ؟ ذِكْرُكَ أَخَاكَ بِمَا يَكْرَهُ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Söz taşıyan (nemmam) cennete giremez.
لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Mü'min; insanları ayıplayan, lânet okuyan, çirkin ve kaba konuşan biri değildir.
لَيْسَ الْمُؤْمِنُ بِالطَّعَّانِ وَلَا اللَّعَّانِ وَلَا الْفَاحِشِ وَلَا الْبَذِيءِ
Tirmizî — Abdullah b. Mes'ûd → Alkame b. Kays → İbn Cüreyc → Tirmizî
Bela, mü'min erkek ve kadının canında, çocuğunda, malında eksik olmaz; ta ki Allah'a hiçbir günahı kalmamış olarak kavuşur.
مَا يَزَالُ الْبَلَاءُ بِالْمُؤْمِنِ وَالْمُؤْمِنَةِ فِي نَفْسِهِ وَوَلَدِهِ وَمَالِهِ حَتَّى يَلْقَى اللَّهَ وَمَا عَلَيْهِ خَطِيئَةٌ
Tirmizî — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → İbn Cüreyc → Tirmizî
Güçlü kimse, rakibini yenen değildir. Asıl güçlü, öfkelendiği anda kendine hâkim olabilendir.
لَيْسَ الشَّدِيدُ بِالصُّرَعَةِ، إِنَّمَا الشَّدِيدُ الَّذِي يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Bir topluluk Allah'ı anmak için otururlarsa, melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar, üzerlerine sekînet iner ve Allah onları katındakiler arasında anar.
لَا يَقْعُدُ قَوْمٌ يَذْكُرُونَ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ إِلَّا حَفَّتْهُمُ الْمَلَائِكَةُ، وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ، وَنَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّكِينَةُ، وَذَكَرَهُمُ اللَّهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
İnsan öldüğünde ameli kesilir; ancak üç şey müstesnadır: kesintisiz sadaka, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden salih evlat.
إِذَا مَاتَ ابْنُ آدَمَ انْقَطَعَ عَمَلُهُ إِلَّا مِنْ ثَلَاثٍ: صَدَقَةٍ جَارِيَةٍ، أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ، أَوْ وَلَدٍ صَالِحٍ يَدْعُو لَهُ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Allah'ın doksan dokuz ismi vardır, yüzden bir eksik. Kim bunları sayıp gereğince inanırsa cennete girer.
إِنَّ لِلَّهِ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسْمًا، مِائَةً إِلَّا وَاحِدًا، مَنْ أَحْصَاهَا دَخَلَ الْجَنَّةَ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Allah'a yemin ederim ki ben günde yetmiş defadan fazla Allah'tan bağışlanma diler, O'na tevbe ederim.
وَاللَّهِ إِنِّي لَأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ فِي الْيَوْمِ أَكْثَرَ مِنْ سَبْعِينَ مَرَّةً
Buhârî — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi giderir; günah işleyip ardından bağışlanma dileyen, kendilerini bağışlayacağı bir topluluk getirirdi.
وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ لَمْ تُذْنِبُوا لَذَهَبَ اللَّهُ بِكُمْ، وَلَجَاءَ بِقَوْمٍ يُذْنِبُونَ فَيَسْتَغْفِرُونَ اللَّهَ فَيَغْفِرُ لَهُمْ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Hiçbir evlat, babasının hakkını ödeyemez; ancak onu köle olarak bulur, satın alır ve azat ederse o başka.
لَا يَجْزِي وَلَدٌ وَالِدَهُ إِلَّا أَنْ يَجِدَهُ مَمْلُوكًا فَيَشْتَرِيَهُ فَيُعْتِقَهُ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün: yaşlılık çağında anne babasına -ikisine veya birine- yetişip de bu sayede cennete giremeyen kimsenin.
رَغِمَ أَنْفُهُ، ثُمَّ رَغِمَ أَنْفُهُ، ثُمَّ رَغِمَ أَنْفُهُ: مَنْ أَدْرَكَ أَبَوَيْهِ عِنْدَ الْكِبَرِ، أَحَدَهُمَا أَوْ كِلَيْهِمَا، فَلَمْ يَدْخُلِ الْجَنَّةَ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Ashabıma sövmeyin! Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, biriniz Uhud dağı kadar altın infak etse, onlardan birinin bir avuç -hatta yarım avuç- sadakasının sevabına erişemez.
لَا تَسُبُّوا أَصْحَابِي، فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ أَنَّ أَحَدَكُمْ أَنْفَقَ مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا مَا بَلَغَ مُدَّ أَحَدِهِمْ وَلَا نَصِيفَهُ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Kim bilerek benim adıma yalan söylerse, cehennemdeki yerine hazırlansın.
مَنْ كَذَبَ عَلَيَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ
Buhârî, İlim 38 — Hz. Ali → Muhammed b. el-Hanefiyye → Zührî → Buhârî
İnsanların en hayırlısı benim asrımdakilerdir; sonra onları takip edenler, sonra da onları takip edenlerdir.
خَيْرُ النَّاسِ قَرْنِي، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ
Buhârî, Müslim — Abdullah b. Mes'ûd → Alkame b. Kays → Abdullah b. el-Mübârek → Ahmed b. Hanbel
İlim öğrenmek her Müslümana farzdır.
طَلَبُ الْعِلْمِ فَرِيضَةٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ
İbn Mâce — Enes b. Mâlik → Zührî → İbn Mâce
Kim bildiği bir ilmi gizlerse, Allah kıyamet günü onu ateşten bir gemle gemler.
مَنْ كَتَمَ عِلْمًا أَلْجَمَهُ اللَّهُ بِلِجَامٍ مِنْ نَارٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → İbn Cüreyc → Ebû Dâvûd
Kim Allah rızası için öğrenilmesi gereken bir ilmi, sadece dünya menfaati elde etmek için öğrenirse, kıyamet günü cennetin kokusunu bile alamaz.
مَنْ تَعَلَّمَ عِلْمًا مِمَّا يُبْتَغَى بِهِ وَجْهُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ لَا يَتَعَلَّمُهُ إِلَّا لِيُصِيبَ بِهِ عَرَضًا مِنَ الدُّنْيَا لَمْ يَجِدْ عَرْفَ الْجَنَّةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
Ebû Dâvûd, İbn Mâce — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → İbn Cüreyc → Ebû Dâvûd
Sabah namazının iki rekati, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.
رَكْعَتَا الْفَجْرِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا
Müslim — Hz. Âişe → Urve b. Zübeyr → Zührî → Müslim
Kim cuma günü boy abdesti gibi yıkanır ve ilk saatte camiye giderse bir deve kurban etmiş gibi olur; ikinci saatte giden bir sığır kurban etmiş gibi olur... İmam minbere çıkınca melekler de gelip hutbeyi dinlemeye başlar.
مَنِ اغْتَسَلَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ غُسْلَ الْجَنَابَةِ ثُمَّ رَاحَ فِي السَّاعَةِ الْأُولَى فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَدَنَةً، وَمَنْ رَاحَ فِي السَّاعَةِ الثَّانِيَةِ فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَقَرَةً... فَإِذَا خَرَجَ الْإِمَامُ حَضَرَتِ الْمَلَائِكَةُ يَسْتَمِعُونَ الذِّكْرَ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Farz namazdan sonra en faziletli namaz gece namazıdır.
أَفْضَلُ الصَّلَاةِ بَعْدَ الْفَرِيضَةِ صَلَاةُ اللَّيْلِ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Ey Kur'ân ehli, vitir namazı kılın!
أَوْتِرُوا يَا أَهْلَ الْقُرْآنِ
Ebû Dâvûd, Tirmizî — Hz. Ali → Muhammed b. el-Hanefiyye → Abdullah b. el-Mübârek → Ahmed b. Hanbel
Ramazan girince cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da zincire vurulur.
إِذَا دَخَلَ رَمَضَانُ فُتِّحَتْ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ، وَغُلِّقَتْ أَبْوَابُ النَّارِ، وَصُفِّدَتِ الشَّيَاطِينُ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Kim Kadir gecesini iman ederek ve karşılığını Allah'tan bekleyerek ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.
مَنْ قَامَ لَيْلَةَ الْقَدْرِ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Resûlullah, fitre sadakasını bir sa' hurma veya bir sa' arpa olarak farz kıldı.
فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ زَكَاةَ الْفِطْرِ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ
Buhârî, Müslim — Abdullah b. Ömer → Nâfi' → Zührî → Buhârî
Kim Allah için haccedip kötü söz söylemez ve günaha sapmazsa, annesinden doğduğu gün gibi günahsız döner.
مَنْ حَجَّ لِلَّهِ فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Bir umre ile diğeri arasında işlenen günahlara umre kefarettir. Makbul haccın karşılığı ise ancak cennettir.
الْعُمْرَةُ إِلَى الْعُمْرَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُمَا، وَالْحَجُّ الْمَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءٌ إِلَّا الْجَنَّةُ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Doğru ve emin tüccar, kıyamet günü peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.
التَّاجِرُ الصَّدُوقُ الْأَمِينُ مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ
Tirmizî, İbn Mâce — Ebû Saîd el-Hudrî → Zührî → Tirmizî
Helâk edici yedi büyük günahtan sakının: Allah'a şirk koşmak, sihir yapmak, haksız yere cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, iffetli ve gafil mü'min kadınlara zina iftirası atmak.
اجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ: الشِّرْكُ بِاللَّهِ، وَالسِّحْرُ، وَقَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ، وَأَكْلُ الرِّبَا، وَأَكْلُ مَالِ الْيَتِيمِ، وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ، وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ الْغَافِلَاتِ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Zengin olan kişinin borcunu geciktirmesi zulümdür.
مَطْلُ الْغَنِيِّ ظُلْمٌ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde döner, kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder.
آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَاثٌ: إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Cibril bana komşuya iyilik etmeyi durmadan tavsiye etti; öyle ki onu mirasçı kılacağını sandım.
مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Allah'a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin; Allah'a ve ahiret gününe iman eden akrabalık bağını gözetsin; Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya sussun.
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Selamı yayın, yemek yedirin, akrabalık bağlarını gözetin, insanlar uyurken gece namazı kılın ki cennete selametle giresiniz.
أَفْشُوا السَّلَامَ، وَأَطْعِمُوا الطَّعَامَ، وَصِلُوا الْأَرْحَامَ، وَصَلُّوا بِاللَّيْلِ وَالنَّاسُ نِيَامٌ، تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ بِسَلَامٍ
Tirmizî, İbn Mâce — Abdullah b. Selâm → İbn Cüreyc → Tirmizî
İnsanın her eklemi için güneşin doğduğu her günde bir sadaka gerekir: İki kişi arasında adaletle hükmetmek sadakadır, bir kimseye bineğine binerken yardım etmek sadakadır, güzel söz sadakadır.
كُلُّ سُلَامَى مِنَ النَّاسِ عَلَيْهِ صَدَقَةٌ، كُلَّ يَوْمٍ تَطْلُعُ فِيهِ الشَّمْسُ: تَعْدِلُ بَيْنَ الِاثْنَيْنِ صَدَقَةٌ، وَتُعِينُ الرَّجُلَ عَلَى دَابَّتِهِ صَدَقَةٌ، وَالْكَلِمَةُ الطَّيِّبَةُ صَدَقَةٌ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Kardeşinin yüzüne gülümsemen senin için bir sadakadır.
تَبَسُّمُكَ فِي وَجْهِ أَخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ
Tirmizî — Ebû Zer el-Gıfârî → İbn Cüreyc → Tirmizî
Adamın biri yolda yürürken yol üzerinde bir dikenli dal buldu ve onu kenara çekti. Allah bu davranışından memnun kalarak onu bağışladı.
بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشِي بِطَرِيقٍ وَجَدَ غُصْنَ شَوْكٍ عَلَى الطَّرِيقِ فَأَخَّرَهُ، فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ فَغَفَرَ لَهُ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Resûlullah, evinde oturan bir bakire kızdan daha utangaçtı.
كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَشَدَّ حَيَاءً مِنَ الْعَذْرَاءِ فِي خِدْرِهَا
Buhârî, Müslim — Hz. Âişe → Urve b. Zübeyr → Zührî → Müslim
Gerçek müflisin kim olduğunu biliyor musunuz? ... Kıyamet günü namazı, orucu, zekâtıyla gelir; fakat şuna sövmüş, buna iftira atmıştır... Hasenatından alınır, hasenatı biterse hak sahiplerinin günahları ona yüklenir.
أَتَدْرُونَ مَنِ الْمُفْلِسُ؟ ... يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلَاةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ، وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا وَقَذَفَ هَذَا... فَيُؤْخَذُ مِنْ حَسَنَاتِهِ فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْضَى مَا عَلَيْهِ أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmiş olmaz.
لَا يَشْكُرُ اللَّهَ مَنْ لَا يَشْكُرُ النَّاسَ
Ebû Dâvûd, Tirmizî — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → İbn Cüreyc → Tirmizî
Üç kişiyle Allah kıyamet günü konuşmaz, onları temize çıkarmaz; onlar için can yakıcı bir azap vardır: zina eden yaşlı, yalancı hükümdar, kibirlenen fakir.
ثَلَاثَةٌ لَا يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَلَا يُزَكِّيهِمْ، وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ: شَيْخٌ زَانٍ، وَمَلِكٌ كَذَّابٌ، وَعَائِلٌ مُسْتَكْبِرٌ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Acele etmediği sürece her birinizin duası kabul olunur. Dua ettim de kabul olmadı diyerek acele etmesin.
يُسْتَجَابُ لِأَحَدِكُمْ مَا لَمْ يَعْجَلْ، يَقُولُ: دَعَوْتُ فَلَمْ يُسْتَجَبْ لِي
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Kulun Rabbine en yakın olduğu an secdede olduğu andır; secdede duayı çoğaltın.
أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ، فَأَكْثِرُوا الدُّعَاءَ
Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri kalınca dünya semasına iner ve Bana dua eden yok mu, duasını kabul edeyim buyurur.
يَنْزِلُ رَبُّنَا تَبَارَكَ وَتَعَالَى كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا حِينَ يَبْقَى ثُلُثُ اللَّيْلِ الْآخِرُ، يَقُولُ: مَنْ يَدْعُونِي فَأَسْتَجِيبَ لَهُ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, namaz kılmakta olan bir Müslüman o ana denk gelip Allah'tan bir şey isterse, Allah onu mutlaka verir.
إِنَّ فِي الْجُمُعَةِ لَسَاعَةً لَا يُوَافِقُهَا عَبْدٌ مُسْلِمٌ وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي يَسْأَلُ اللَّهَ تَعَالَى شَيْئًا إِلَّا أَعْطَاهُ إِيَّاهُ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Allah'ın kitabından bir harf okuyana bir sevap vardır, sevap on katına çıkar. Elif Lâm Mîm bir harftir demiyorum; Elif bir harf, Lâm bir harf, Mîm bir harftir.
مَنْ قَرَأَ حَرْفًا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ فَلَهُ بِهِ حَسَنَةٌ، وَالْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا، لَا أَقُولُ الم حَرْفٌ، وَلَكِنْ أَلِفٌ حَرْفٌ، وَلَامٌ حَرْفٌ، وَمِيمٌ حَرْفٌ
Tirmizî — Abdullah b. Mes'ûd → Alkame b. Kays → İbn Cüreyc → Tirmizî
Kalbinde zerre kadar hayır olan kimse «Lâ ilâhe illallah» deyince ateşten çıkar.
مَنْ قَالَ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مِنَ الْخَيْرِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ خَرَجَ مِنَ النَّارِ
Buhârî, Bed'ü'l-Vahy, 7 — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Müslim
Allah'ın gölgesinden başka gölgenin olmadığı günde, Allah yedi kişiyi kendi gölgesinde gölgelendirir: adil yönetici, Allah'a ibadet içinde büyüyen genç, kalbi mescitlere bağlı adam, Allah için birbirini sevip yine Allah için bir araya gelip Allah için ayrılan iki kişi, tenhada Allah'ı anıp da gözyaşı dökeni.
سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ فِي ظِلِّهِ يَوْمَ لَا ظِلَّ إِلَّا ظِلُّهُ: الْإِمَامُ الْعَادِلُ، وَشَابٌّ نَشَأَ فِي عِبَادَةِ اللَّهِ، وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ بِالْمَسَاجِدِ، وَرَجُلَانِ تَحَابَّا فِي اللَّهِ اجْتَمَعَا عَلَيْهِ وَتَفَرَّقَا عَلَيْهِ، وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ خَالِيًا فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Kim Allah yolunda bir şeyden çift infak ederse, cennetin kapılarından Ey Allah'ın kulu, bu hayırlıdır diye çağrılır. Namaz ehlinden olan namaz kapısından, cihad ehlinden olan cihad kapısından, oruç ehlinden olan ise Reyyân kapısından çağrılır.
مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ نُودِيَ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ: يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا خَيْرٌ، فَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّلَاةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّلَاةِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجِهَادِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الْجِهَادِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصِّيَامِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الرَّيَّانِ
Buhârî, Müslim — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
Helâl açıktır, haram da açıktır. İkisi arasında birçok insanın bilmediği şüpheli şeyler vardır. Kim şüphelerden sakınırsa dinini ve ırzını korumuş olur.
إِنَّ الْحَلَالَ بَيِّنٌ وَإِنَّ الْحَرَامَ بَيِّنٌ، وَبَيْنَهُمَا مُشَبَّهَاتٌ لَا يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ، فَمَنِ اتَّقَى الشُّبُهَاتِ اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ
Buhârî, Îmân 39 — Nu'mân b. Beşîr → Zührî → Buhârî
Din kolaylıktır. Kim dinde aşırı giderse din ona galip gelir. O halde orta yolu tutun, yaklaşmaya çalışın ve müjdelenin.
إِنَّ الدِّينَ يُسْرٌ، وَلَنْ يُشَادَّ الدِّينَ أَحَدٌ إِلَّا غَلَبَهُ، فَسَدِّدُوا وَقَارِبُوا وَأَبْشِرُوا
Buhârî, Îmân 29 — Ebû Hureyre → Hammâm b. Munabbih → Zührî → Buhârî
...ve hayrıyla şerriyle kadere inanmandır.
وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ
Müslim, Îmân 1 (Cibrîl hadisi) — Hz. Ömer → Abdullah b. Ömer → Nâfi' → Müslim
Emaneti olmayanın imanı yoktur; ahdi olmayanın dini yoktur.
لَا إِيمَانَ لِمَنْ لَا أَمَانَةَ لَهُ، وَلَا دِينَ لِمَنْ لَا عَهْدَ لَهُ
Ahmed b. Hanbel, Müsned — Enes b. Mâlik → Zührî → Abdullah b. el-Mübârek → Ahmed b. Hanbel
İsnad zincirleri öğretim amaçlı özet senedlerdir; râviler gerçek biyografilerden alınmıştır. Fetva için âlime müracaat ediniz.