Telaffuz Aynası68 mısra
Şeyh'in okuyuşunu dinle, aynı mısraı sen oku. İki ses üst üste gelsin.
el-Menzûmetü'l-Beykûniyye · Ömer b. Muhammed b. Fütûh el-Beykûnî · 34 beyit
Hamd ve salât ile açılış; ardından manzumenin ne yapacağının ilânı.
Beyit 1–2
أَبْدَأُ بِالْحَمْدِ مُصَلِّياً عَلَى
مُحَمَّدٍ خَيْرِ نَبِيٍّ أُرْسِلَا
ebdeü bilhamdi musalliyen alâ · muhammedin hayri nebiyyin ursilâ
Hamd ile başlıyorum, salât ederek — Muhammed’e — gönderilmiş peygamberlerin en hayırlısına.TASLAK
وَذِي مِنْ أَقْسَامِ الْحَدِيثِ عِدَّهْ
وَكُلُّ وَاحِدٍ أَتَى وَحَدَّهْ
vezî min aksâmi el-hadîsi ıddeh · veküllü vâhıdin etâ vahaddeh
İşte sana hadis çeşitlerinden bir sayı; — her biri, tarifiyle birlikte geldi.TASLAK
Kesintisiz isnad, âdil ve zabt sahibi râvi; hasenin sahîhten ayrıldığı yer.
Beyit 3–5
أَوَّلُهَا الصَّحِيحُ وَهْوَ مَا اتَّصَلْ
إِسْنَادُهُ وَلَمْ يَشُذَّ أَوْ يُعَلّ
evvelühâ es-sahîhu vehve mâ ittasal · isnâdühü velem yeşüzze ev yu'all
İlki sahîhtir; o, isnâdı kesintisiz olandır — — ne şâz olur, ne de illetli bulunur.TASLAK
يَرْوِيهِ عَدْلٌ ضَابِطٌ عَنْ مِثْلِهِ
مُعْتَمَدٌ فِي ضَبْطِهِ وَنَقْلِهِ
yarvîhi adlün dâbıtun an mislihi · mu'temedün fî dabtıhi venaklihi
Onu, âdil ve zabt sahibi bir râvi kendi gibi birinden rivayet eder; — zabtında ve naklinde kendisine güvenilen biridir.TASLAK
وَالْحَسَنُ الْمَعْرُوفُ طُرْقاً وَغَدَتْ
رِجَالُهُ لَا كَالصَّحِيحِ اشْتَهَرَتْ
vâlhasenü el-ma'rûfü turken vağadet · ricâlühü lâ kâlssahîhı işteheret
Hasen ise yolları bilinen hadistir; ancak — râvileri sahîhin râvileri kadar meşhur değildir.TASLAK
Hasene ulaşamayan zayıf; sonra merfû, müsned, muttasıl, müselsel, azîz ve âlî isnadın vasıfları.
Beyit 6–14
وَكُلُّ مَا عَنْ رُتْبَةِ الْحُسْنِ قَصُرْ
فَهْوَ الضَّعِيفُ وَهْوَ أَقْسَاماً كَثُرْ
veküllü mâ an rütbee el-husni kasur · fehve ed-da'îfü vehve aksâmen kesur
Hasen derecesine ulaşamayan her şey — zayıftır; onun da çeşitleri çoktur.TASLAK
وَمَا أُضِيفَ لِلنَّبِيِّ الْمَرْفُوعُ
وَمَا لِتَابِعٍ هُوَ الْمَقْطُوعُ
vemâ udîfe lilnnebiyyi el-marfû'u · vemâ litâbı'ın hüve el-maktû'u
Peygamber’e nispet edilen merfûdur; — tâbiîye nispet edilen ise maktûdur.TASLAK
وَالْمُسْنَدُ الْمُتَّصِلُ الْإِسْنَادِ مِنْ
رَاوِيهِ حَتَّى الْمُصْطَفَى وَلَمْ يَبِنْ
vâlmüsnedü el-müttasılü el-isnâdi min · râvîhi hattâ el-mustafâ velem yebin
Müsned, isnâdı râvisinden — Mustafâ’ya kadar bitişik olan ve arasında kopukluk görülmeyendir.TASLAK
وَمَا بِسَمْعِ كُلِّ رَاوٍ يَتَّصِلْ
إِسْنَادُهُ لِلْمُصْطَفَى فَالْمُتَّصِلْ
vemâ bisem'ı külli râvin yettasıl · isnâdühü lilmustafâ fâlmüttasıl
Her râvinin işitmesiyle isnâdı — Mustafâ’ya ulaşan hadis ise muttasıldır.TASLAK
مُسَلْسَلٌ قُلْ مَا عَلَى وَصْفٍ أَتَى
مِثْلُ أَمَا وَاللَّهِ أَنْبَأَنِي الْفَتَى
müselselün kul mâ alâ vasfin etâ · mislü emâ vâlllehi enbeenî el-fetâ
Müselsel de: bir vasıf üzere gelen hadise de; — meselâ “Dikkat et, vallahi bana şu genç haber verdi” demek gibi.TASLAK
كَذَاكَ قَدْ حَدَّثَنِيهِ قَائِماً
أَوْ بَعْدَ أَنْ حَدَّثَنِي تَبَسَّمَا
kezâke kad haddesenîhi kâ'imen · ev ba'de en haddesenî tebessemâ
Yine “bunu bana ayakta iken rivayet etti” demek gibi, — yahut “bana rivayet ettikten sonra gülümsedi” demek gibi.TASLAK
عَزِيزٌ مَرْوِيُّ اثْنَيْنِ أَوْ ثَلَاثَهْ
مَشْهُورٌ مَرْوِيُّ فَوْقَ مَا ثَلَاثَهْ
azîzün marviyyü isneyni ev selâseh · meşhûrün marviyyü fevka mâ selâseh
Azîz, iki yahut üç kişinin rivayet ettiğidir; — meşhûr ise üçten fazlasının rivayet ettiğidir.TASLAK
مُعَنْعَنٌ كَعَنْ سَعِيدٍ عَنْ كَرَمْ
وَمُبْهَمٌ مَا فِيهِ رَاوٍ لَمْ يُسَمْ
mu'an'anün ka'an sa'îdin an kerem · vemübhemün mâ fîhi râvin lem yüsem
Mu‘an‘an, “Saîd’den, Kerem’den” demek gibidir; — mübhem ise içinde adı verilmemiş bir râvi bulunandır.TASLAK
وَكُلُّ مَا قَلَّتْ رِجَالُهُ عَلَا
وَضِدُّهُ ذَاكَ الَّذِي قَدْ نَزَلَا
veküllü mâ kallet ricâlühü alâ · vadıddühü zâke illezî kad nezelâ
Râvileri az olan her isnâd âlîdir; — zıddı ise nâzil olandır.TASLAK
Sahâbede duran söz; düşen halkalar ve şeyhini gizleyen tedlîsin iki türü.
Beyit 15–20
وَمَا أَضَفْتَهُ إِلَى الْأَصْحَابِ مِنْ
قَوْلٍ وَفِعْلٍ فَهْوَ مَوْقُوفٌ زُكِنْ
vemâ adaftehü ilâ el-ashâbi min · kavlin vefı'lin fehve mevkûfün zükin
Sahâbeye nispet ettiğin söz ve fiil ise — mevkūftur — böyle bilinmiştir.TASLAK
وَمُرْسَلٌ مِنْهُ الصَّحَابِيُّ سَقَطْ
وَقُلْ غَرِيبٌ مَا رَوَى رَاوٍ فَقَطْ
vemurselün minhü es-sahâbiyyü sakat · vakul ğarîbün mâ revâ râvin fakat
Mürsel, isnâdından sahâbî düşmüş olandır; — garîb de de: yalnız tek bir râvinin rivayet ettiğidir.TASLAK
وَكُلُّ مَا لَمْ يَتَّصِلْ بِحَالٍ
إِسْنَادُهُ مُنْقَطِعُ الْأَوْصَالِ
veküllü mâ lem yettasıl bıhâlin · isnâdühü münkatı'u el-evsâli
İsnâdı hiçbir şekilde bitişmeyen her hadis — halkaları kopuk olandır, yani munkatı‘dır.TASLAK
وَالْمُعْضَلُ السَّاقِطُ مِنْهُ اثْنَانِ
وَمَا أَتَى مُدَلَّساً نَوْعَانِ
vâlmu'dalü es-sâkıtu minhü isnâni · vemâ etâ müdellesen nev'âni
Mu‘dal, kendisinden iki râvi düşmüş olandır; — müdelles olarak gelen ise iki türlüdür.TASLAK
الْأَوَّلُ الْإِسْقَاطُ لِلشَّيْخِ وَأَنْ
يَنْقُلَ عَمَّنْ فَوْقَهُ بِعَنْ وَأَنْ
el-evvelü el-iskâtu lilşşeyhı veen · yenkule ammen fevkahü bı'an veen
Birincisi, şeyhini isnâddan düşürmesi ve — ondan yukarıdakinden “an” ve “enne” lafzıyla nakletmesidir.TASLAK
وَالثَّانِي لَا يُسْقِطُهُ لَكِنْ يَصِفْ
أَوْصَافَهُ بِمَا بِهِ لَا يَنْعَرِفْ
vâlssânî lâ yüskıtuhü lekin yasıf · evsâfehü bimâ bihi lâ yen'arif
İkincisi, şeyhini düşürmez; fakat — onu tanınmayacağı vasıflarla anar.TASLAK
Cemaate muhalefet, yer değiştirme, gizli illet, ıztırâb ve metne karışan söz.
Beyit 21–26
وَمَا يُخَالِفْ ثِقَةٌ فِيهِ الْمَلَا
فَالشَّاذُّ وَالْمَقْلُوبُ قِسْمَانِ تَلَا
vemâ yuhâlif sıkae fîhi el-melâ · fâlşşâzzü vâlmaklûbü kısmâni telâ
Bir sika râvinin, cemaate muhalefet ettiği rivayet — şâzdır. Maklûb ise iki kısımdır, şimdi geliyor:TASLAK
إِبْدَالُ رَاوٍ مَا بِرَاوٍ قِسْمُ
وَقَلْبُ إِسْنَادٍ لِمَتْنٍ قِسْمُ
ibdâlü râvin mâ birâvin kısmü · vakalbü isnâdin limetnin kısmü
Bir râvinin yerine başka bir râvi konması bir kısımdır; — bir metnin isnâdının değiştirilmesi de öbür kısımdır.TASLAK
وَالْفَرْدُ مَا قَيَّدْتَهُ بِثِقَةِ
أَوْ جَمْعٍ أَوْ قَصْرٍ عَلَى رِوَايَةِ
vâlfardü mâ kayyedtehü bisıkae · ev cem'ın ev kasrin alâ rivâyee
Ferd, bir sikaya kayıtladığın rivayettir; — yahut bir topluluğa ya da tek bir rivayete hasrettiğin.TASLAK
وَمَا بِعِلَّةٍ غُمُوضٍ أَوْ خَفَا
مُعَلَّلٌ عِنْدَهُمُ قَدْ عُرِفَا
vemâ bı'ıllee ğumûdın ev hafâ · mu'allelün ındehümü kad urifâ
Kapalı yahut gizli bir illet taşıyan rivayet — onların ıstılahında muallel diye bilinmiştir.TASLAK
وَذُو اخْتِلَافٍ سَنَدٍ أَوْ مَتْنٍ
مُضْطَرِبٌ عِنْدَ أُهَيْلِ الْفَنِّ
vezû ihtilâfin senedin ev metnin · mudtaribün ınde üheyli el-fenni
Senedinde yahut metninde ihtilâf bulunan rivayet — bu ilmin ehlince muzdaribdir.TASLAK
وَالْمُدْرَجَاتُ فِي الْحَدِيثِ مَا أَتَتْ
مِنْ بَعْضِ أَلْفَاظِ الرُّوَاةِ اتَّصَلَتْ
vâlmüdrecâtü fî el-hadîsi mâ etet · min ba'dı el-fâzı er-rüvâe ittasalet
Hadisteki müdrecler, râvilerin bazı sözlerinden — gelip metne bitişmiş olan kısımlardır.TASLAK
Akranın akrandan rivayeti; lafzı ve yazılışı birbirine karışan isimler.
Beyit 27–29
وَمَا رَوَى كُلُّ قَرِينٍ عَنْ أَخِهْ
مُدَبَّجٌ فَاعْرِفْهُ حَقًّا وَانْتَخِهْ
vemâ revâ küllü karînin an ahıh · müdebbecün fâ'rifhü hakkan vântahıh
İki akranın birbirinden rivayet ettiği hadis — müdebbecdir; bunu hakkıyla bil ve benimse.TASLAK
مُتَّفِقٌ لَفْظاً وَخَطًّا مُتَّفِقْ
وَضِدُّهُ فِيمَا ذَكَرْنَا الْمُفْتَرِقْ
müttefıkun lefzen vahattan müttefık · vadıddühü fîmâ zekarnâ el-müfterık
Lafzı ve yazılışı bir olan müttefiktir; — andığımız hususta zıddı ise müfteriktir.TASLAK
مُؤْتَلِفٌ مُتَّفِقُ الْخَطِّ فَقَطْ
وَضِدُّهُ مُخْتَلِفٌ فَاخْشَ الْغَلَطْ
mü'telifün müttefıku el-hattı fakat · vadıddühü muhtelifün fâhşe el-ğalat
Mü’telif, yalnız yazılışı bir olandır; — zıddı muhteliftir — yanılmaktan sakın.TASLAK
Tek kalmış rivayetten reddedilmişe, oradan uydurmaya inen üç basamak.
Beyit 30–32
وَالْمُنْكَرُ الْفَرْدُ بِهِ رَاوٍ غَدَا
تَعْدِيلُهُ لَا يَحْمِلُ التَّفَرُّدَا
vâlmünkerü el-fardü bihi râvin ğadâ · ta'dîlühü lâ yahmilü et-teferrüdâ
Münker, bir râvinin tek başına rivayet ettiğidir; — öyle ki ta‘dîli, bu tek kalmayı kaldıracak güçte değildir.TASLAK
مَتْرُوكُهُ مَا وَاحِدٌ بِهِ انْفَرَدْ
وَأَجْمَعُوا لِضَعْفِهِ فَهُوَ كَرَدّ
metrûkühü mâ vâhıdün bihi infered · veecma'û lıda'fihi fehüve keredd
Metrûk, tek bir kişinin rivayetinde kaldığı — ve zayıflığında ittifak ettikleri rivayettir; reddedilmiş gibidir.TASLAK
وَالْكَذِبُ الْمُخْتَلَقُ الْمَصْنُوعُ
عَلَى النَّبِيِّ فَذَلِكَ الْمَوْضُوعُ
vâlkezibü el-muhtelaku el-masnû'u · alâ en-nebiyyi fezelike el-mevdû'u
Peygamber’e karşı uydurulup düzülen yalana gelince, — işte mevzû odur.TASLAK
Manzume kendi adını koyar ve beyit sayısını verir: otuzun üstüne dört.
Beyit 33–34
وَقَدْ أَتَتْ كَالْجَوْهَرِ الْمَكْنُونِ
سَمَّيْتُهَا مَنْظُومَةَ الْبَيْقُونِي
vakad etet kâlcevheri el-meknûni · semmeytühâ menzûmee el-beykûnî
Bu manzume saklı bir cevher gibi geldi; — adını “Beykûniyye Manzumesi” koydum.TASLAK
فَوْقَ الثَّلَاثِينَ بِأَرْبَعٍ أَتَتْ
أَبْيَاتُهَا تَمَّتْ بِخَيْرٍ خُتِمَتْ
fevka es-selâsîne biarba'ın etet · ebyâtühâ temmet bıhayrin hutimet
Otuzun üstüne dört ekleyerek geldi — beyitleri; hayırla tamam oldu, hayırla bitti.TASLAK
Bu cihazda kalan çalışman. Hiçbir yere gönderilmiyor; «Kayıtlarımı sil» ile tamamen silinir.
فَوْقَ الثَّلَاثِينَ بِأَرْبَعٍ أَتَتْ
أَبْيَاتُهَا تَمَّتْ بِخَيْرٍ خُتِمَتْ
el-Menzûmetü'l-Beykûniyye — 34 beyit, 68 mısra. Her mısranın Arapça metni en az iki neşirle karşılaştırıldı; referans okuyuşun künyesi mısra sayfasında.
Telaffuz nihaî olarak hocadan talakkî ile öğrenilir; bu ayna yalnız bir mîzandır.
Sesin cihazından çıkmıyor. Karşılaştırma tarayıcında yapılıyor.