Akide Sütunları

Esmâ ve Sıfât

Allah'ın kendini vasfettiği isim ve sıfatların; tahrifsiz, ta'tîlsiz, tekyîfsiz ve temsîlsiz olduğu gibi ispatı.

← Akide Sütunları başlıklarına dön

Esmâ ve Sıfâtالأسماء والصفات

Ehl-i Sünnet'in yolu, Allah Teâlâ'nın Kitabında ve Resûlü'nün Sünnetinde kendisini vasfettiği isim ve sıfatları, hiçbir tahrif (anlamını saptırma), ta'tîl (inkâr etme), tekyîf (nasıllığını sorgulama) ve temsîl (yaratılmışlara benzetme) yapmaksızın olduğu gibi kabul etmektir. Bu, hem sıfatları inkâr eden Mu'attıla'nın hem de onları yaratılmışlara benzeten Müşebbihe'nin arasında bir vasat çizgidir.

Deliller

O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işiten ve görendir.

eş-Şûrâ 42/11

Kur'ân-ı Kerîm · Kur'ân-ı Kerîm

ZehebîSiyâru A'lâmi'n-Nübelâ
Kendisine 'Rahmân arşa nasıl istiva etmiştir?' diye sorulduğunda terlemiş, başını öne eğmiş ve şu meşhur cevabı vermiştir: İstiva malumdur (manası bilinmektedir), mahiyeti ise meçhuldür. O'na iman etmek vaciptir, hakkında (nasıl olduğuna dair) soru sormak ise bid'attir.

Zehebî · Siyâru A'lâmi'n-Nübelâ

Ebû Ca'fer et-Tahâvîel-Akîdetü't-Tahâviyye
İslam ve Sünnet yolu; Allah Teâlâ'yı teşbihten ve ta'tîlden tenzih etmektir. Allah Teâlâ uluhiyyet sıfatlarında birdir, dengi yoktur; mahlukatının sıfatlarıyla nitelenmez.

Ebû Ca'fer et-Tahâvî · el-Akîdetü't-Tahâviyye

İbn Teymiyyeel-Akîdetü'l-Vâsıtıyye
Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in metodu; Allah'ın kendisini vasfettiği isim ve sıfatları, hiçbir tahrif, ta'tîl, tekyîf ve temsîl yapmaksızın olduğu gibi kabul etmektir.

İbn Teymiyye · el-Akîdetü'l-Vâsıtıyye

Ebû Hanîfeel-Fıkhu'l-Ekber
Allah Teâlâ zâtında birdir. Bu birliğin anlamı sayı bakımından değil, zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde hiçbir ortağının, denginin ve benzerinin olmaması bakımındandır. O, Kur'an'da kendisini nasıl isimlendirmiş ve nitelemişse öyledir; kelamı mahluk değildir.

Ebû Hanîfe · el-Fıkhu'l-Ekber

Muhalefet

Bu bölüm doxografiktir — bir fırkanın ne söylediğinin nötr aktarımıdır, bir hüküm cümlesi değildir.

Mu'attıla (Cehmiyye ve Mu'tezile)2.-3. asır

Allah'a el, yed, nüzûl gibi sıfatlar nispet etmenin O'nu yaratılmışlara benzetmek anlamına geleceği zannıyla bu sıfatları te'vil ederek (mecazi manalara çevirerek) fiilen inkâr ettiler.

İbn Teymiyye · Beyânü Telbîsi'l-Cehmiyye, 1/93 · 1/93

Müşebbihe2.-3. asır

Mu'attıla'nın tam tersi bir hataya düşerek Allah'ın sıfatlarını insan sıfatlarına kıyasladılar; 'el' dendiğinde bir organ tahayyül ettiler.

İbn Teymiyye · Beyânü Telbîsi'l-Cehmiyye, 1/93 · 1/93

Reddiye

İshâk b. Râhûyeez-Zehebî'nin el-Uluvv li'l-Aliyyi'l-Gaffâr eserinde nakledilen sözü
Nüzûl hadisini reddedeni Cehmî sayar; hadisi keyfiyetine dair soru sormaksızın kabul etmenin, ne Cehmiyye'nin inkârına ne de Müşebbihe'nin teşbihine düşmeden orta yol olduğunu savunur.
Zehebîel-Uluvv li'l-Aliyyi'l-Gaffâr
Nüzûl hadisini reddeden bizim nezdimizde Cehmîdir. Biz bu haberi Resûlullah'tan sabit olduğu şekliyle, keyfiyetine dair hiçbir soru sormaksızın kabul ederiz.

Zehebî · el-Uluvv li'l-Aliyyi'l-Gaffâr

Zehebî · el-Uluvv li'l-Aliyyi'l-Gaffâr

İbn Ebi'l-İzz el-HanefîŞerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye
Selefin yolunun ne nassı te'vil ile saptırmak (Mu'attıla) ne de teşbihe sapmak (Müşebbihe) olduğunu, lafzın olduğu gibi bırakılıp mananın Allah'a layık, mahiyetin ise meçhul kabul edildiğini anlatır.
İbn Ebi'l-İzz el-HanefîŞerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye
Selef, sıfat naslarını okurken ne 'Bunun manası şudur' diyerek zahirinden saptırma yoluna gitmiş, ne de 'Bu, bizim bildiğimiz el ve yüz gibidir' diyerek teşbihe sapmıştır.

İbn Ebi'l-İzz el-Hanefî · Şerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye

İbn Ebi'l-İzz el-Hanefî · Şerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye