Âlimler

Selef-i Salihîn Hayatları: İmam Ebû Hanîfe en-Nu'mân b. Sâbit (ö. 150/767)

Selef-i salihîn hayatlarından bir bölüm.

Âlimler başlıklarına dön

IIISelef-i Salihîn Hayatları: İmam Ebû Hanîfe en-Nu'mân b. Sâbit (ö. 150/767)

İslam ümmetinin dört büyük mezhep imamından ilki, fıkıh ilminin kurucu dâhisi, «İmâm-ı Âzam» (En büyük imam) unvanıyla anılan, Kûfe merkezli fıkıh ekolünün zirvesi Ebû Hanîfe en-Nu'mân b. Sâbit el-Kûfî, Irak'ta dünyaya gelmiş ve sahabe neslinin son kalıntılarıyla (Enes b. Malik r.a. gibi) müşerref olarak tâbiûn mertebesine erişmiştir.

I.İlmî Şahsiyeti ve Fıkıh İstinbat Metodolojisi

İmam Ebû Hanîfe, ticaretle meşgul olmasına rağmen vaktinin ekseriyetini ilim halkalarına vakfetmiş, özellikle İpek Yolu ve İslam coğrafyasının kalbi olan Kûfe'de binlerce meseleyi (nevâzil) akli ve nakli dengelerle çözüme kavuşturmuştur.

İmam Ebû Hanîfe en-Nu'mân (ö. 150/767)İbn Ebî el-Vefâ, el-Cevâhirü'l-Mudîyye; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdât

İmam Ebû Hanîfe'nin metodolojisinde aslolan Kitap (Kur'an) ve Sünnet'tir. Bir meselede sahabelerin kavillerine müracaat eder, sahabe ihtilaf ettiğinde ise aralarından en güçlü delile sahip olanı tercih ederdi. Kıyas metodunu en sistemli şekilde kullanan imam olup, sahih bir sünnet karşısında kendi görüşünün veya kıyasının duvara çarpıp atılması gerektiğini şu meşhur düsturuyla ilan etmiştir. Bu söz, Hanefi mezhebinin temel fıkhı prensibini ve Ehl-i Sünnet'in sahih hadise verdiği mutlak önceliği özetler.

إِذَا صَحَّ الحَدِيثُ فَهُوَ مَذْهَبِي

Bir hadis sahih olduğunda, işte benim mezhebim odur.

II.Akaid Çizgisi ve Ehl-i Sünnet Savunusu

İmam Ebû Hanîfe, sadece fıkhi meselelerde değil, aynı zamanda mürcie, mutezile ve cebrilik gibi sapkın fırkalara karşı Ehl-i Sünnet vel-Cemaat akidesini savunan ilk kelami ve itikadi risaleleri kaleme alanlardandır.

İmam Ebû Hanîfe en-Nu'mân (ö. 150/767)İmâm ez-Zehebî, Siyeri A'lâmi'n-Nubelâ; İbn Abdilber, el-İntikā

Eserlerinde iman tanımını netleştirmiş, Allah'ın sıfatlarını hiçbir tevil ve tahrife gitmeden, Selef-i Salihîn'in mesleğine uygun olarak «Nas nasıl geldiyse öyle iman ederiz, keyfiyetini (nasıl olduğunu) kurcalamayız» esasıyla savunmuştur. O dönemde yayılmaya çalışılan batıl akideler karşısında akli delilleri İslam'ın nasslarıyla mezcederek ümmetin itikadi omurgasını korumuştur.

III.İmtihanları, İzzet-i İlmiye Duruşu ve Vefatı

İmam Ebû Hanîfe, dönemin idarecileri (Emevi ve Abbasi halifeleri) tarafından teklif edilen Kadılık (başyargıçlık) görevini, ilmin siyasi otoritenin vesayeti altına girmemesi ve bağımsız kalması için hayatı pahasına reddetmiştir.

Hükümdarların zulme varan emirlerine karşı adaletten ve hakkın kısıtlanmasından taviz vermediği için hapsedilmiş, kamçı baskısına maruz kalmış, lakin asla taviz vermemiştir. 150 yılında Bağdat zindanlarında veya hapishane çıkışında Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesine günlerce yüz binlerce insan katılmış, namazını defalarca kılmak zorunda kalmışlardır. Onun açtığı çığır, İslam dünyasının en geniş coğrafyalarında amel edilen Hanefi mezhebinin temelini teşkil etmiştir.