IISelef-i Salihîn Hayatları: İmam Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî (ö. 204/820)
150 (767) yılında Gazze’de doğan Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî, Hicaz ile Irak’ın ilim birikimini buluşturdu; er-Risâle’siyle fıkıh usulünün teşekkülünde belirleyici oldu.
I.Mekke’den Medine ve Bağdat’a İlim Yolculuğu
Mekke’de yoksulluk içinde büyüdü; yazı malzemesi bulmakta zorlandığı yıllarda güçlü hâfızasıyla öne çıktı. Kur’an’ı küçük yaşta ezberledi, Benî Hüzeyl arasında yaşayarak Arap dili ve şiirini öğrendi. Süfyân b. Uyeyne ve Müslim b. Hâlid ez-Zencî’den ders aldıktan sonra Medine’ye yöneldi.
Mâlik’in yanına gitmeden önce el-Muvatta’yı ezberledi ve hocasının vefatına kadar onun derslerine devam etti. Yemen’de görev yaptığı sırada siyasî bir suçlamayla tutuklanıp Rakka’ya götürüldü; beraat etmesinin ardından Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’den Irak fıkhını öğrendi. Böylece Hicaz’ın hadis birikimiyle Irak’ın tartışma ve kıyas geleneğini yakından tanıdı.
Dil eğitimi
Benî Hüzeyl arasında geçirdiği dönem, Şâfiî’nin şiir, nesep ve fasih Arapça bilgisini geliştirdi. Daha sonra nasların lafzını ve delâletini tartışırken kullandığı dil hassasiyetinin arkasında bu eğitim vardı.
İki ilim çevresi
Mâlik’in yanında Medine fıkhını, Muhammed b. Hasan’ın yanında Irak fıkhını inceledi. Her iki çevreyi de içeriden tanıması, onları yalnız savunmak veya reddetmek yerine delilleri üzerinden karşılaştırmasına imkân verdi.
Şâfiî’nin yolculukları bir şehirler dizisinden ibaret değildi. Her durakta başka bir ilim diliyle karşılaştı; Mekke’nin rivayetini, Medine’nin amelini ve Irak’ın kıyas birikimini aynı mesele üzerinde tartmayı öğrendi.
II.er-Risâle, Sünnet ve Fıkıh Usulü
Şâfiî, hüküm çıkarma sürecinde Kur’an, sünnet, icmâ ve kıyasın yerini açıklığa kavuşturmaya çalıştı. Sünnetin Kur’an’ı açıklayan bağlayıcı bir delil olduğunu savunurken, kişisel kanaatin sınırsız biçimde hüküm kaynağına dönüşmesine karşı çıktı. Kıyası ise nasların ve ortak illetin denetiminde kullandı.
er-Risâle’de dilin umum-husus, emir-nehiy ve beyan gibi meselelerini delil düzeniyle birlikte ele aldı. Bu çalışma, daha önce uygulama içinde bulunan usul ilkelerini müstakil ve takip edilebilir bir tartışmaya dönüştürdü. Görüşlerini değiştirmekten çekinmemesi de onun için mezhebin değil delilin merkezde olduğunu gösterir.
er-Risâle
Bağdat’ta yazılan ilk şekliyle Mısır’da yeniden düzenlenen metin, haberin değeri, sünnetin konumu, icmâ ve kıyas gibi başlıkları bir bütün içinde inceler. Fıkıh usulünün müstakil bir ilim olarak kurulmasında temel metinlerden sayılır.
Hadis ve hüküm
Şâfiî için sahih sünnet yalnız ahlâkî bir öğüt değil, hukukî hükmün de kaynağıydı. Fakat rivayeti anlamak; dilini, başka delillerle ilişkisini ve görünürdeki çelişkilerin nasıl giderileceğini de araştırmayı gerektiriyordu.
Onun usulü, nakil ile akıl arasında basit bir taraf seçimi yapmaz. Aklî faaliyeti vahyin yerine koymadan, nasları anlamak ve benzer meseleler arasında bağ kurmak için disiplinli bir yöntem halinde kullanır.
III.Mısır Dönemi, Talebeleri ve Vefatı
Şâfiî, Bağdat’taki ders ve münazaralarının ardından 199 veya 200 yılında Mısır’a yerleşti. Sağlık sorunlarına rağmen yoğun biçimde ders verdi ve eserlerini gözden geçirdi. Bu dönemde bazı eski görüşlerini değiştirdiği için literatürde Irak devri kadîm, Mısır devri ise cedîd görüşleriyle anıldı.
el-Umm’da fıkhî meseleleri delilleri ve karşı görüşlerle birlikte işledi. Büveytî, Müzenî ve Rebî‘ b. Süleyman el-Murâdî başta olmak üzere talebeleri onun metinlerini ve görüşlerini sonraki nesillere aktardı. 29 Receb 204’te (19 Ocak 820) Fustat’ta vefat etti ve Karâfe’de defnedildi.
el-Umm
Şâfiî’nin Mısır dönemindeki fıkhî birikimini taşıyan eser, ibadet ve muâmelât bahislerini delil tartışmalarıyla birlikte ele alır. Tek bir hüküm listesi sunmak yerine hükme hangi yoldan ulaşıldığını görünür kılar.
Görüşünü yenilemesi
Yeni rivayetler, farklı uygulamalar ve değişen değerlendirmeler karşısında önceki kanaatini yeniden ele aldı. Kadîm ve cedîd ayrımı, ilmî tutarlılığın her sözü ömür boyu savunmak değil, delile göre tashih etmek olduğunu gösterir.
Şâfiî’nin mirası yalnız kendi mezhebinin hükümlerinde değildir. Deliller arasındaki ilişkiyi açıklayan dili, farklı fıkıh çevrelerinin aynı meseleleri ortak bir yöntem sözlüğüyle tartışmasına zemin hazırladı.