VIISelef-i Salihîn Hayatları: İmam Ebû Îsâ Muhammed et-Tirmizî (ö. 279/892)
Muhtemelen 209 (824) yılında Tirmiz’de doğan Muhammed b. Îsâ et-Tirmizî, rivayetin sıhhatini ve fakihlerin o hadisle nasıl amel ettiğini aynı yerde göstererek hadis ile fıkıh arasında açık bir bağ kurdu.
I.Horasan’dan Hicaz’a Tahsil Yolu
Önce Tirmiz’de, ardından Horasan, Irak ve Hicaz’daki muhaddislerden ders aldı. İshak b. Râhûye, Kuteybe b. Saîd, İmam Müslim ve Ebû Dâvûd hocaları arasındaydı. Bağdat’a gitmediği için Ahmed b. Hanbel’le doğrudan görüşmedi.
En uzun ve etkili hocalık ilişkisini Buhârî ile kurdu. Ondan hadislerin gizli kusurlarını, râvileri ve isnadları değerlendirmeyi öğrendi. Buhârî de talebesinin zekâsını ve bilgisini takdir etti. Bu yakınlık, Tirmizî’nin özellikle ilel alanındaki çalışmalarında açıkça görülür.
Buhârî’nin talebesi
Tirmizî, Buhârî’nin et-Târîhu’l-kebîr’inden ve onun râvi değerlendirmelerinden yoğun biçimde faydalandı. Buna rağmen kendi eserinde bağımsız tercihler yaptı ve hadisleri fakihlerin kullanımıyla birlikte ele aldı.
Karşılıklı rivayet
Buhârî ve Müslim’in Tirmizî’den rivayette bulunması, hoca-talebe ilişkisinin tek yönlü olmadığını gösterir. Dönemin hadis çevrelerinde bilgi, yaş ve unvandan bağımsız biçimde karşılıklı aktarılabiliyordu.
Tirmizî’nin öğrenim çizgisinde Buhârî merkezî bir yere sahiptir; fakat onu önemli kılan yalnız hocasından aldıkları değil, bu tenkit bilgisini fıkhî ihtilâfları gösterecek yeni bir kitap düzenine dönüştürmesidir.
II.el-Câmi, Hasen Terimi ve İlel Bilgisi
el-Câmi’de bir hadisi aktardıktan sonra çoğu zaman sıhhat derecesini, aynı konuda başka sahâbîlerden gelen rivayetleri ve fakihlerin görüşlerini zikretti. Bu düzen, okuyucunun yalnız metni değil, rivayetin ilmî kabulünü ve amel alanındaki karşılığını da görmesini sağladı.
Hasen terimini tarif ederek yaygın biçimde kullanması, hadislerin sahih ve zayıf arasında daha ayrıntılı değerlendirilmesine katkı sundu. el-İlelü’l-kebîr ve el-İlelü’s-sagīr’de senedlerdeki gizli kusurları, râvi farklılıklarını ve kitabında izlediği yöntemi ele aldı.
el-Câmi
Hadisleri fıkıh bablarına göre sıralarken mezheplerin ve önceki fakihlerin uygulamalarını da kaydetti. Böylece eser, rivayet kitabı olmasının yanında erken dönem fıkıh ihtilâflarının önemli bir tanığı haline geldi.
Hasen hadis
Terim ondan önce de kullanılmış olsa da Tirmizî haseni tanımlayıp eserinde sistemli biçimde uyguladı. Bu kullanım, hadislerin kabul derecelerini anlatan üçlü tasnifin yerleşmesinde etkili oldu.
Tirmizî’nin sayfasında bir hadis tek başına durmaz: yanında hükmü, derecesi, başka rivayet yolları ve fakihlerin o rivayetle ne yaptığı bulunur. Onun kitabını ayırt eden esas bütünlük budur.
III.Şemâil’i, Son Yılları ve Vefatı
eş-Şemâilü’n-nebeviyye’de Hz. Peygamber’in görünüşü, yaşayışı, giyim ve ibadet hayatına dair rivayetleri bir araya getirdi. Sahasında erken ve etkili bir örnek olan eser, Tirmizî’nin yalnız ahkâm hadisleriyle değil, siyer ve ahlâk rivayetleriyle de ilgilendiğini gösterir.
Kaynaklar onu güçlü hâfızası, zühdü ve duygulu mizacıyla anar. Hayatının son döneminde gözlerini kaybetti; doğuştan âmâ olduğu bilgisi doğru kabul edilmez. 13 Receb 279’da (9 Ekim 892) Buğ köyünde vefat etti.
eş-Şemâilü’n-nebeviyye
Hz. Peygamber’in günlük hayatına ve şahsiyetine dair rivayetleri konu başlıkları halinde toplar. Sonraki yüzyıllarda çok sayıda şerh ve tercümeye kaynaklık etti.
Eserini âlimlere sunması
el-Câmi’yi tamamladıktan sonra Horasan, Irak ve Hicaz âlimlerine gösterdi ve onların değerlendirmesini aldı. Bu, eserin farklı ilmî çevrelerin denetiminden geçirilerek yayıldığını gösterir.
Tirmizî’nin eserleri aynı maksadın farklı yüzleridir: Rivayetin güvenilirliğini araştırmak, fıkhî kullanımını göstermek ve Hz. Peygamber’e dair bilgiyi düzenli başlıklarla erişilebilir kılmak.