BİR SAHABENİN BİR SAHABEYİ DÜZELTMESİ: RİVAYET TENKİDİNİN CANLI ÖRNEĞİ
Sahîh-i Buhârî, Cenâiz 32-33 (Hadis no. 1286-1288)عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ الْمَيِّتَ لَيُعَذَّبُ بِبُكَاءِ أَهْلِهِ عَلَيْهِ»
Abdullah b. Ömer'den (r.a) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Şüphesiz ölü, ailesinin ağlaması sebebiyle azap görür.
Sahîh-i Buhârî, Cenâiz 33 (Hadis no. 1286); Sahîh-i Müslim, Cenâiz 31-33عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا: أَنَّهَا قَالَتْ لَمَّا بَلَغَهَا قَوْلُ ابْنِ عُمَرَ: «وَاللَّهِ! مَا حَدَّثَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّ اللَّهَ يُعَذِّبُ الْمُؤْمِنَ بِبُكَاءِ أَحَدٍ، وَلَكِنَّهُ قَالَ: إِنَّ اللَّهَ يَزِيدُ الْكَافِرَ عَذَابًا بِبُكَاءِ أَهْلِهِ عَلَيْهِ»، ثُمَّ قَالَتْ: حَسْبُكُمُ الْقُرْآنُ: «وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى»
Âişe'den (r.anhâ) rivayet edildiğine göre, İbn Ömer'in bu sözü kendisine ulaştığında şöyle demiştir: Allah'a yemin olsun ki, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'Allah, mümini bir başkasının ağlamasıyla azaplandırır' demedi. Fakat o şöyle buyurdu: Allah, kâfirin azabını, ailesinin ona ağlaması sebebiyle artırır. Sonra şöyle dedi: Size Kur'an yeter: Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez (En'âm, 164).
MUHADDİSLERİN BU İHTİLAFI UZLAŞTIRMASI
Dikkat çekicidir ki İmam Buhârî, İbn Ömer'in rivayetini de Âişe'nin bu rivayete itirazını da kendi Sahîh'inde art arda, aynı bab içinde nakletmiştir. Bu, İmam Buhârî'nin rivayet ilminde ne kadar dürüst davrandığının, kendi eserinde dahi sahabe arasındaki ihtilafı gizlemeyip aynen aktardığının açık bir göstergesidir. O, okuyucuyu bizzat bu iki rivayeti karşılaştırıp doğru anlayışa ulaşmaya davet eder.
Âişe (r.anhâ), İbn Ömer'in naklettiği lafzı yalanlamamış, Ömer ve İbn Ömer bana yalan söylemediler, fakat unuttular veya (Nebi'nin sözünün) bir kısmını işitip tamamını işitmediler demiştir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) aslında bir Yahudi kadının kabri yanından geçmiş, onun kendi günahı sebebiyle azap gördüğünü, ailesinin de ona ağladığını haber vermişti; İbn Ömer ve babası Ömer bu iki cümleyi (azap görmesi ile ailesinin ağlaması) sanki birbirine sebep-sonuç imiş gibi anlayıp öyle nakletmiş olabilirler. Bu, ravinin yalan söylemesi değil, işitilenin bağlamını tam kavrayamaması türünden bir hatadır ve muhaddisler böylesi hataları vehim (zühul) diye adlandırır.
Âlimler bu iki rivayeti telif etmek (uzlaştırmak) için de bir yol göstermiştir: Eğer ölen kişi, kendi ailesine kendisi için (âdet üzere) yüksek sesle ağlayıp feryat edilmesini vasiyet etmişse veya bu âdeti bildiği halde men etmemişse, ailesinin o niyahasından (feryadından) dolayı azap görmesi, kendi ihmalinin veya kendi isteğinin bir sonucu olarak anlaşılabilir. Fakat kendisi bunu ne istemiş ne de razı olmuşsa, başkasının günahı ona yüklenmez; nitekim Âişe'nin dayandığı ayet bunu açıkça beyan eder. Görülüyor ki bu, sahih bir hadisin reddi değil, iki sahih rivayetin doğru bir çerçevede birleştirilmesidir.
Âişe'nin (r.anhâ) sahabeden bazı rivayetlere yaptığı bu tür tashihler (düzeltmeler) o kadar çoktur ki, müstakil bir eser konusu olmuştur. Bu durum, ashabın kendi aralarında bile rivayeti Kur'an'a ve bilinen usul kaidelerine arz ederek (sunarak) denetlediğini, bir sahâbî söyledi diye sorgusuz kabul edilir gibi kolaycı bir yaklaşımın İslam ilim geleneğinde hiçbir zaman var olmadığını gösterir. Rivayet tenkidi, hicri ikinci asırda icat edilmiş bir yenilik değil, bizzat sahabe neslinde başlamış bir gelenektir.
Bu hâdise, usûl-i hadisin temel bir kaidesini gözler önüne serer: Sahih bir haber, ancak kendisinden daha güçlü bir delille (râcih bir muâraza ile) terk edilebilir veya te'vil edilebilir; keyfi bir şekilde reddedilemez. Âişe, İbn Ömer'in rivayetini reddederken elinde hem Kur'an ayeti hem de Nebi'nin sözünün tam bağlamına dair kendi şahitliği vardı. Bu, hadis ilminin metin tenkidi (nakdü'l-metn) boyutunun ne kadar erken ve ne kadar sağlam temeller üzerine kurulduğunun kanıtıdır.