Hadis

BAĞDAT'TA BİR İMTİHAN: İMAM BUHÂRÎ'NİN HAFIZASI VE MUHADDİSLİĞİN DİSİPLİNİ

Nebevî mirastan seçilmiş bir bölüm.

Hadis başlıklarına dön

BAĞDAT'TA BİR İMTİHAN: İMAM BUHÂRÎ'NİN HAFIZASI VE MUHADDİSLİĞİN DİSİPLİNİ

عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ، وَإِنَّمَا أَنَا قَاسِمٌ وَاللَّهُ يُعْطِي»

Muâviye b. Ebî Süfyân'dan (r.a) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim: Allah, bir kimse hakkında hayır dilerse onu dinde derin anlayış (fıkıh) sahibi kılar. Ben ancak (bu ilmi) paylaştıran bir kimseyim, veren ise Allah'tır.

Sahîh-i Buhârî, İlim 13 (Hadis no. 71); Sahîh-i Müslim, Zekât 100

BİR MUHADDİSİN AZMİNİ NAKLEDEN TARİHÎ KAYITLAR

Hatîb el-Bağdâdî (ö. 463/1071)Târîhu Bağdâd, 2/20
Muhammed b. İsmail el-Buhârî Bağdat'a geldiğinde, şehrin hadis ehli onu imtihan etmek için bir araya geldi. Yüz hadis alıp her birinin metnini başka bir hadisin isnadına, isnadını da başka bir metne karıştırdılar; bunları on kişiye onar tane olacak şekilde dağıtıp meclis toplandığında Buhârî'ye sırayla sormalarını istediler. Horasan ve Bağdat'tan pek çok muhaddisin katıldığı o mecliste birinci kişi ilk karışık hadisi sordu; Buhârî Bilmiyorum dedi. İkincisini sordu, yine Bilmiyorum dedi; onuncusuna kadar hep aynı cevabı verdi. İşin farkında olan ehl-i ilim Bu adam anlıyor derken, farkında olmayanlar Buhârî'yi aciz sanıyordu. Diğer dokuz kişi de aynı şekilde onar soru sorup hepsinde Bilmiyorum cevabını aldı.
Hatîb el-Bağdâdî (ö. 463/1071) — hadisenin devamıTârîhu Bağdâd, 2/21
Herkes sorularını bitirdiğinde Buhârî ilk kişiye dönüp dedi ki: Senin birinci hadisin şöyleydi, doğrusu böyledir; ikincin şöyleydi, doğrusu böyledir diyerek onun on hadisinin tamamını asıl isnad ve metniyle birer birer düzeltti. Sonra ikinci kişiye, üçüncüye, onuncuya kadar aynı şekilde devam etti; yüz hadisin tamamını, ilk duyduğu sırayla, doğru isnad ve doğru metniyle geri verdi. Orada bulunanlar onun hıfzını (ezber gücünü) itiraf edip üstünlüğünü kabul ettiler.
Hâfız İbn Hacer el-Askalânî (ö. 852/1449)Hedyü's-Sârî (Mukaddimetü Fethi'l-Bârî)
Buhârî'nin bu karışık isnadları çözmesi tek başına şaşırtıcı değildir, çünkü o zaten bu yüz hadisin hepsini önceden ezbere biliyordu. Asıl hayrete şayan olan, meclis esnasında ilk kez işittiği o kasıtlı olarak bozulmuş halleriyle dahi yüz hadisi bir defada, hiç karıştırmadan, aynı sırayla hafızasına kaydedip geri getirebilmesiydi. Bu, sıradan bir hafıza değil, hadis ilmine adanmış bir ömrün nadir bir meyvesiydi.
Hâfız ez-Zehebî (ö. 748/1348)Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, 12/439
Buhârî, Sahîh'ini altı yüz bin hadis arasından seçerek te'lif etmiş, on altı senede tamamlamıştır. Kendisi şöyle derdi: Sahîh'ime, gusül abdesti alıp iki rekat namaz kılıp istihare etmeden ve sıhhatinden emin olmadan hiçbir hadis almadım. Bu titizlik, cerh ve ta'dîl ilminin kuru bir teori olmadığını, bizzat en büyük muhaddislerin hayatında yaşanan bir ibadet disiplinine dönüştüğünü gösterir.
İbnü's-Salâh eş-Şehrezûrî (ö. 643/1245)Mukaddimetü İbni's-Salâh, s. 12
Buhârî'nin hadis kabul kriteri, çağdaşı Müslim'den bile daha sıkıydı: Müslim, ravinin hocasıyla aynı asırda yaşamış olmasını (muâsara) ve görüşmüş olabilme ihtimalini yeterli görürken; Buhârî, ravinin hocasıyla bizzat ve en az bir kez fiilen görüştüğünün (lika) sabit olmasını şart koşuyordu. İşte bu yüzden Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim'den daha sahihtir hükmü, cumhur muhaddisler arasında yaygınlık kazanmıştır.