Hadis

HAKİKATİN YALNIZLIĞI: «GARİPLERE MÜJDELER OLSUN» HADİSİ VE SELEF ÂLİMLERİNİN ŞERHİ

Nebevî mirastan seçilmiş bir bölüm.

Hadis başlıklarına dön

HAKİKATİN YALNIZLIĞI: «GARİPLERE MÜJDELER OLSUN» HADİSİ VE SELEF ÂLİMLERİNİN ŞERHİ

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «بَدَأَ الإِسْلامُ غَرِيبًا، وَسَيَعُودُ كَمَا بَدَأَ غَرِيبًا، فَطُوبَى لِلْغُرَبَاءِ»

Ebû Hureyre'den (r.a) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: İslam garip başladı ve (günün birinde) başladığı gibi tekrar garip haline dönecektir. Ne mutlu o gariplere!

Müslim, Îmân 232

Abdullah b. Amr'dan (r.a) gelen diğer bir rivayette O garipler kimlerdir ey Allah'ın Resulü? diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir: Onlar, insanların bozulduğu bir zamanda salih kalan (ıslah eden) azınlıktır. Onlara isyan edenler, itaat edenlerden çok daha fazladır.

İbn el-Mübârek, Kitâbü'z-Zühd, 207; Müsned-i Ahmed, 6650

SELEF-İ SALİHİN VE EHL-İ SÜNNET ÂLİMLERİNİN ŞERHLERİ

Hâfız İbn Receb el-Hanbelî (ö. 795/1393)Keşfü'l-Kürbe fî Vasfı Hâli Ehli'l-Gurbe
Bu hadiste müjdelenen garipler; insanların dinden uzaklaşıp fesada düştüğü, şüphelerin yayıldığı, sünnetlerin terk edilip bid'atlerin âdet haline geldiği bir zamanda, dini ilk günkü o saf ve katıksız haliyle yaşamaya çalışan azınlıktır. Onların garipliği vatanından veya yurdundan uzak olma garipliği değildir; onlarınki menhec (yol) ve akide garipliğidir. Kalabalıklar içinde yalnızdırlar; zira inandıklarına inanan, savundukları asil hakikati savunan çok az kişi kalmıştır. Dünyalık makamlara, şan ve şöhrete iltifat etmedikleri için avam (halk tabakası) onları yadırgar, onlar ise avamın gafletine üzülürler.
Şeyhülislam İbn Teymiyye (ö. 728/1328)Mecmûu'l-Fetâvâ, Cilt 18, s. 291
İslam'ın yeniden garip kalması, onun zayıf veya batıl olmasından dolayı değildir. Aksine, hakikatin ağırlığı ve kalabalıkların körü körüne hevalarına (kötü arzularına) tabi olmalarının kaçınılmaz bir sonucudur. Gerçek mümin, insanların dinlerini dünyevi menfaatler için tahrif edip eğip büktüğü zamanlarda, tek başına kalsa dahi Kitap ve Sünnet'e tavizsiz bir şekilde sımsıkı sarılandır. Hadisteki 'Ne mutlu onlara (Tûbâ)' ifadesi, hem cennetteki bir ağacın adı hem de mutlak, ebedi bir saadetin ilahi müjdesidir. İlim ehli için şu kesin bir kaidedir: Çoğunluğun muhalefet etmesi veya kınaması, hak ehlinin haklılığına zerrece zarar veremez.
İmam Ebû İshak eş-Şâtıbî (ö. 790/1388)el-İ'tisâm, 1/22
Sünnetin toplum nezdinde garip kalması, bid'at ehlinin çoğalmasıyla başlar. Öyle bir karanlık zaman gelir ki, Sünnet'e çağıran ve bid'atleri reddeden kişi, toplum tarafından 'dini zorlaştıran', 'aşırı giden' veya 'insanları bölen' biri olarak itham edilir. İşte o gün, hakikate tutunmak, Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) tabiriyle 'avuçta kor ateşi tutmak' gibidir. Garipler, kınayanın kınamasına, alay edenin alayına aldırmadan, Resulullah'ın ve ashabının üzerinde bulunduğu o ilk, temiz ve pürüzsüz yolu savunan şerefli kimselerdir.
İmam el-Âcurrî (ö. 360/970)Kitâbü'l-Gurebâ, s. 16
Mümin, bu dünyada tıpkı esir düşmüş biri veya vatanından çok uzaklardaki bir garip gibidir. Onun yegâne derdi ve hüznü, Rabbine sâlim (tertemiz) bir kalple kavuşabilmektir. İnsanlar midelerini, evlerini ve dünyalıklarını mamur etmek için birbirleriyle kıyasıya yarışırken, o ahiretini mamur etmenin sükûneti içindedir. İnsanlar ona bakar ve onun bu halini yadırgarlar; o ise hakikati görmeyen o kalabalıkların gafletine şaşar. Bedeni yeryüzünde insanlarla beraberdir, fakat ruhu Mele-i A'la'ya (yüce makamlara) asılıdır.
İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 751/1350)Medâricü's-Sâlikîn, 3/195
İslam'ın garipleri, fırkaların, tarikatların ve hiziplerin çoğaldığı bir dönemde kendilerini hiçbir isme veya gruba nispet etmeyen, sadece ve sadece 'İslam' ve 'Sünnet' ismine rıza gösterenlerdir. Onlar, insanların ihdas ettiği bağlardan azade, sırf Allah için seven ve Allah için buğzeden tevhid ehlidir.