SARSILMAZ KALE: TEVHİD, KADER VE KALBİN YALNIZCA ALLAH'A BAĞLANMASI
Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyâme 59; Müsned-i Ahmed, 2669عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: كُنْتُ خَلْفَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْمًا، فَقَالَ: «يَا غُلاَمُ إِنِّي أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ: احْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ، احْفَظِ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ، إِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللَّهَ، وَإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ، وَاعْلَمْ أَنَّ الأُمَّةَ لَوِ اجْتَمَعَتْ عَلَى أَنْ يَنْفَعُوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَنْفَعُوكَ إِلاَّ بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ، وَلَوِ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَضُرُّوكَ إِلاَّ بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْكَ، رُفِعَتِ الأَقْلاَمُ وَجَفَّتِ الصُّحُفُ»
Abdullah b. Abbâs'tan (r.a) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir gün Nebi'nin (sallallahu aleyhi ve sellem) arkasında (bineğinde) idim. Bana şöyle buyurdu: Ey delikanlı! Sana bazı kelimeler öğreteceğim: Allah'ı(n emir ve yasaklarını) gözet ki Allah da seni gözetsin. Allah'ı gözet ki O'nu daima karşında (sana yardım eder) bulasın. Bir şey isteyeceğin zaman yalnızca Allah'tan iste. Yardım dileyeceğin zaman yalnızca Allah'tan yardım dile. Şunu iyi bil ki; bütün ümmet sana fayda vermek için toplansa, Allah'ın senin için yazdığından başka hiçbir şeyle sana fayda veremezler. Yine eğer sana zarar vermek için toplansalar, Allah'ın senin aleyhine yazdığından başka hiçbir şeyle sana zarar veremezler. (Kaderi yazan) Kalemler kaldırılmış ve sahifeler(in mürekkebi) kurumuştur.
SELEF-İ SALİHİN VE EHL-İ SÜNNET ÂLİMLERİNİN ŞERHLERİ
Bu hadis-i şerif, dinin en muazzam temellerini, kulluğun sırrını ve tevhidin hakikatini kendi içinde cem etmiş, muazzam bir vasiyettir. 'Allah'ı gözet' emri; O'nun koyduğu sınırları aşmamak, farzlarını zayi etmemek ve yasaklarına yaklaşmamaktır. Kim gençliğinde ve kuvvetli zamanında Allah'ın hukukunu korursa, Allah da onu yaşlılığında, zayıflığında ve bilhassa kabre girdiği o en dehşetli yalnızlık anında korur. Kalemlerin kaldırılıp sahifelerin kuruması ise, müminin kalbine üflenen en büyük sükûnet nefesidir. Zira ecelinin ve rızkının Allah'ın elinde olduğunu, yaratılmışların bu hususta zerrece yetkisi olmadığını bilen bir kalp; mahlukata karşı dilencilik zilletinden kurtulur, kula kulluk etmekten azade olur ve mutlak bir hürriyete kavuşur.
Resulullah'ın (s.a.v) 'İstediğinde Allah'tan iste, yardım dilediğinde Allah'tan dile' buyruğu, Kur'an'daki 'İyyâke na'büdü ve iyyâke neste'în' (Yalnızca sana ibadet eder ve yalnızca senden yardım dileriz) ayetinin tefsiridir. İstiâne (yardım dilemek) ve tevekkül, ibadetin ta kendisidir. İnsanın kalbiyle mahlukata sığınması, onlardan medet umarak onlara bel bağlaması tevhidi zedeleyen gizli bir şirktir. Yaratılmışlar ancak birer 'sebeptir'. Kalp, sebeplere değil, o sebepleri yaratan Müsebbibü'l-Esbâb olan Allah'a bağlanmalıdır. Kim kalbindeki umudu yaratıcısından kesip fani yaratılmışlara yöneltirse, Allah o kişiyi umut bağladığı o aciz mahluka terk eder ve onu hüsrana uğratır.
Tevekkül, dinin yarısıdır; diğer yarısı ise inâbedir (Allah'a yönelmek). Tevekkül; kalbin sebepler zincirinden kurtulup, her işin dizginini elinde tutan yegâne Melik'e sırtını dayamasıdır. Sebeplere sarılmak bedenin işidir, o sebepleri unutup sonucu Allah'tan beklemek ise kalbin işidir. Bedeniyle sebeplere tutunmayan tembeldir; kalbiyle o sebeplere yaslanan ise tevhidi idrak edememiş bir müşriktir. Nebi'nin (s.a.v) İbn Abbas'a verdiği bu ders, kalpten 'fani mahlukat korkusunu' kazıyıp atmak için verilmiştir. Ümmetin tamamı sana zarar vermek istese dahi, Allah'ın iradesi dışında bir tüyüne bile dokunamazlar. Bu yakîne eren bir kalp, yeryüzünün en yenilmez kalesine sığınmış demektir.
İnsanlardan beklentiyi (tamahı) kesmek, kalbin en büyük hürriyetidir. Allah'a yemin ederim ki, eğer sen Rabbine tam manasıyla tevekkül etseydin ve insanlardan hiçbir şey ummasaydın, Allah senin bütün ihtiyaçlarını karşılardı. İnsanların sana sırt çevirmesi, aslında Allah'ın senin yüzünü kendisine çevirmesi içindir. Allah, kulunun kalbinde kendisinden başka bir sığınak gördüğünde o kulu sığındığı o şeye bırakır. Şayet kul bütünüyle Rabbine dönerse, Rabbi yeryüzündeki tüm acımasız kalpleri o kulun hizmetine yumuşatır.
Akıl sahipleri için bu hadis, dünya kaygılarının devasıdır. Bir insanın, 'Rızkım azalır mı?', 'Makamım elimden alınır mı?', 'Bana zulmederler mi?' şeklindeki endişeleri, ancak kalemlerin kurumuş olduğu gerçeğinden gafil olmasındandır. Mukadderat (yazılmış olan kader) hiçbir hile, telaş veya dalkavuklukla değişmez. Öyleyse hür irade, başkalarına yaranmak için eğilmekte değil; mukadder olan rızkı ve ömrü onurla, vakarla ve sadece Allah'a itaat ederek geçirmektedir.