İlim ve Hakikat

Tefsir

Ahkāf 46:26

Ahkāf 46:26

وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فِيمَا إِن مَّكَّنَّاكُمْ فِيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَأَبْصَارًا وَأَفْئِدَةً فَمَا أَغْنَىٰ عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَا أَبْصَارُهُمْ وَلَا أَفْئِدَتُهُم مِّن شَيْءٍ إِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ

And olsun ki, biz onlara size vermediğimiz imkanlar vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah'ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay etmekte oldukları şey de onları sarıp kuşattı.

İbn Kesîr

Andolsun ki; onları, sizi yerleştirmediğimiz yerlere yerleştirmiştik. Ve kendilerine kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik. Ne var ki; kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı. Çünkü onlar; Allah´ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı. Sonunda onları alay ettikleri şey kuşatıverdi.

Sa'dî

21- Âd kavminin kardeşi (Hûd’u) an. Ondan önce de sonra da nice uyarıcılar gelip geçmiştir. Hani o, kavmini (yaşadıkları yer olan) Ahkaf’ta: “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Şüphesiz ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum” diyerek uyarmıştı. 22- Dediler ki:“Sen bizi ilâhlarımızdan vazgeçirmek için mi geldin? O halde (iddialarında) doğru söyliyorsan bizi kendisi ile tehdit ettiğin (azabı) getir (de görelim)!” 23- Dedi ki:“(Azaba dair) bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Ben, size bana gönderilenleri tebliğ ediyorum. Fakat görüyorum ki siz, cahillik eden bir toplumsunuz.” 24- Onlar o (azabı) vadilerine yönelmiş gelmekte olan yayılmış bir bulut halinde gördüklerinde: “Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur” dediler. Hayır; aksine o, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde can yakıcı azap bulunan bir rüzgardır. 25- O, Rabbinin emri ile her şeyi yerle bir eder. Sonunda onların meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, günahkâr toplumları işte böyle cezalandırırız. 26- (Ey Mekkeliler!) Andolsun onlara size vermediğimiz imkânları vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler de vermiştik; fakat ne kulakları, ne gözleri ne de kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar, Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Sonunda alay etmekte oldukları (azap), onları çepeçevre kuşattı. 21. “Âd kavminin kardeşi” Hûd aleyhisselam’ı güzel övgülerle “an.” Çünkü o da Yüce Allah’ın, dinine davet etmekle ve insanlara Allah’a giden yolu göstermekle görevlendirdiği, böylelikle üstün kıldığı şerefli rasûllerdendi. “Ondan önce de sonra da nice uyarıcılar gelip geçmiştir.” Yani o, benzeri görülmedik biri, ilk peygamber değildi ve diğer peygamberlere aykırı bir iddiası da yoktu. “Hani o, kavmini” Âd’ı, onların bulundukları ve “Ahkaf” denilen, Yemen topraklarında kumlukları çok olan (onun için de bu isimle anılan) yerde: “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Şüphesiz ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum” diyerek uyarmıştı.” Bu sözleriyle o, her türlü doğru sözü ve öğülmeye değer ameli içine alan Allah’a ibadeti onlara emretmiş, Allah’a ortak koşmalarını da yasaklamış, kendisine itaat etmemeleri halinde de azap ile korkutmuştu. Ancak bu davetin onlara hiçbir faydası olmadı. 22. “Dediler ki: Sen bizi ilâhlarımızdan vazgeçirmek için mi geldin?” Yani senin tek maksadın, kendileri sebebiyle bizi kıskandığın ilâhlarımızdan yüz çevirmemizi sağlamaktır. Yoksa senin hak diye getirdiğin bir şey yoktur. “O halde (iddialarında) doğru söyliyorsan bizi kendisi ile tehdit ettiğin” azabı “getir (de görelim)!” Bu ise cehalet ve inadın en ileri derecesidir. 23. “Dedi ki: (Azaba dair) bilgi, ancak Allah’ın katındadır.” Bütün işlerin dizginleri ve anahtarları O’nun elindedir. Dolayısıyla dilerse azabınızı verecek olan da O’dur. “Ben, size bana gönderilenleri tebliğ ediyorum.” Yani benim görevim, apaçık tebliğden ibarettir. “Fakat görüyorum ki siz, cahillik eden bir toplumsunuz.” Zaten şu son derece küstahça işleri yapmanızın sebebi de budur. 24. Yüce Allah, üzerlerine büyük bir azap gönderdi. Bu azap, onları helak ve perişan eden bir rüzgar idi. “Onlar” bu azabı sel suları ile akıp taşan, tarlalarını sulayan, kuyularından ve göllerinden su içtikleri “vadilerine yönelmiş gelmekte olan yayılmış bir bulut halinde” bir bulut gibi kendilerine doğru geldiğini “gördüklerinde” sevinç içerisinde: “Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur, dediler.” Yüce Allah ise şöyle buyurmaktadır: “Hayır; aksine o, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir.” Yani kendi aleyhinize yaptıklarınızın cezasıdır. Çünkü siz:“O halde (iddialarında) doğru söyliyorsan bizi kendisi ile tehdit ettiğin (azabı) getir (de görelim)” demiştiniz. O, “içinde can yakıcı azap bulunan bir rüzgardır.” 25. “O, Rabbinin emri ile” O’nun dilemesi ile üzerinden geçtiği “her şeyi” şiddetinden ve helâk edici oluşundan dolayı “helâk eder.” Yüce Allah, bu rüzgarı onlara aralıksız olarak yedi gece ve sekiz gündüz musallat etti. Onlar sonunda içi boşalmış hurma ağacı kütükleri gibi yere serildiler. “Sonunda onların meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu.” Davarları, malları telef olmuş, kendileri de yok olup gitmişlerdi. “Biz, günahkâr toplumları” günahları ve zulümleri sebebiyle “işte böyle cezalandırırız.” Çünkü Yüce Allah, onlara pek büyük nimetler ihsan etmiş olmakla birlikte O’na şükretmediler, O’nu anmadılar. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır: 26. “(Ey Mekkeliler!) Andolsun onlara size vermediğimiz imkânları vermiştik.” Yani biz, onlara yeryüzünde güç ve imkân vermiş idik. Oranın hoş ve güzel mahsullerinden yararlanır, arzu edip istedikleri şeyleri elde ederlerdi. Onlara öğüt alacak kimselerin öğüt, hidâyet bulmak isteyenlerin ibret alabileceği bir süre yaşatmıştık. Yani ey muhataplar! Biz size verdiğimiz imkânları Ad kavmine de fazlasıyla vermiştik. O bakımdan size vermiş olduğumuz bu imkânların sizden başkasına verilmemiş olduğunu zannetmeyin. Bu imkânlarınızın, size gelecek Allah’ın azabını kısmen dahi olsa sizden uzaklaştırabileceğini zannetmeyin. Aksine sizden başkalarına verilmiş bulunan güç ve imkânlar, sizinkilerden çok daha fazla idi. Ama mallarının da çocuklarının da ordularının da Allah’a karşı kendilerine hiçbir faydası olmadı. “Onlara kulaklar, gözler ve kalpler de vermiştik.” Duyu organlarında, gözlerinde ve kavrayışlarında herhangi bir kusur yoktu ki bilgisizlikleri ve hakkı bilme imkânını bulamayışları dolayısıyla hakkı terk ettikleri söylenebilsin. Akıllarında da bir dengesizlik yoktu. Fakat başarı Allah’ın elindedir. “Fakat ne kulakları, ne gözleri ne de kalpleri onlara” az ya da çok “hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah’ın” tevhidine ve yalnızca O’na ibadet edilmesi gerektiğine dair kesin belgeler teşkil eden “âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Sonunda alay etmekte oldukları (azap), onları çepeçevre kuşattı.” Yani gerçekleşeceğini yalanladıkları ve kendilerini ona karşı uyaran peygamberler ile de alay ettikleri azap, tepelerine indi.

el-Muhtasar

Ant olsun ki Hûd kavmine, size vermediğimiz güç ve kuvvet imkânlarını sağlayacak tüm sebepleri verdik. Onlara işitmeleri için kulaklar, görmeleri için gözler ve akıl etmeleri için kalpler verdik. Kulakları, gözleri ve kalpleri onlara bir fayda sağlamadı. Kendilerine geldiğinde Allah'ın azabını da savamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları ve peygamberleri Hûd -aleyhisselam-'ın kendilerini korkutmuş olduğu azap onların üzerine iniverdi.

İbn Kesîr — Tam metin

Andolsun ki; onları, sizi yerleştirmediğimiz yerlere yerleştirmiştik. Ve kendilerine kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik. Ne var ki; kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı. Çünkü onlar; Allah´ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı. Sonunda onları alay ettikleri şey kuşatıverdi.

Doğruluk Notu

Şerh metinleri, selef ve klasik tefsir geleneğine dayalı eğitim özetleridir; birebir alıntı değildir. Ayrıntı için asıl tefsir eserlerine bakınız.

← Tüm ayet şerhi
← Ahkāf 46:25Ahkāf 46:27 →

Bu site Allah rızası için yapılmıştır, hiçbir örgütle bir bağı ve sempatizanlığı yoktur ve hiçbirini desteklemez.

Ana Sayfaya Dön
Gizlilik·Kullanım Şartları·Telif ve İçerik·Künye·İletişim