Kur'an-ı Kerîm'in 6236ayetinin tamamı; her ayette İbn Kesîr, Sa'dî ve el-Muhtasar'dan şerh. Meal: Elmalılı Hamdi Yazır.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
İbn Kesîr: Besmele, her hayırlı işe Allah'ın adıyla başlamaktır. «Bismillâh» demek, o işin Allah rızası için olduğunu gösterir. «er-Rahmân er-Rahîm»: Rahmân, dünyada mümin-kâfir herkese rızık veren; Rahîm, ahirette yalnız müminlere merhamet edendir.
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
İbn Kesîr: «Elhamdülillâhi rabbil âlemîn» — hamd yalnız Allah'adır. Rabb: Yaratıcı, rızık verici, yönetici; âlemler: cin, insan ve melekler dahil tüm yaratılmışlar.
مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ
Din gününün sahibidir.
İbn Kesîr: Âyette iki meşhur kıraat vardır: «Mâlik» (sahip) ve «Melik» (hükümdar); ikisi de sahihtir ve mana birbirini tamamlar. «Din günü» hesap ve karşılık günüdür; o gün mülkte hiç kimsenin iddiası kalmaz.
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz.
İbn Kesîr: «İyyâke na'budu ve iyyâke nestaîn» — ibadet ve yardım isteme yalnız Allah'adır. «İyyâke» tekit eder; başkasına yönelmek şirktir.
اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
Bizi doğru yola ilet.
İbn Kesîr: «İhdinâs-sırâtal mustakîm» — doğru yol, Kur'an ve Sünnet yoludur. Sapkın yollar: Yahudi, Hristiyan ve diğer dalalet yolları.
ذَٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ ۛ فِيهِ ۛ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici bir kitaptır.
İbn Kesîr: «Zâlikel kitâbu lâ raybe fîh» — Kur'an'da şüphe yoktur; muttakiler için hidayet kaynağıdır. Muttaki: Emirlerde ve yasaklarda Allah'tan korkan.
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin.
İbn Kesîr: «Ey insanlar! Rabbînize ibadet edin» — tevhid davetinin özüdür. Yaratanına ibadet etmeyen, nankörlük etmiş olur.
وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ ۚ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ
Sabır ve namazla yardım isteyin. Bu, huşû duyanlardan başkasına ağır gelir.
İbn Kesîr: Yardım istenecek iki dayanak: sabır ve namaz. Sabır hem günahtan uzak durmakta hem taate devam etmekte gerekir. Peygamber (s.a.v.) bir iş kendisini sıkıntıya sokduğunda namaza sığınırdı.
فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلَا تَكْفُرُونِ
Öyleyse beni anın ki ben de sizi anayım; bana şükredin, nankörlük etmeyin.
İbn Kesîr: Zikrin karşılığı zikirdir: kul Allah'ı anarsa Allah da onu anar. Şükür nimeti artırır, nankörlük ise onu keser.
إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.
İbn Kesîr: «İnna Allâhe ma'as-sâbirîn» — sabır, musibet anında Allah'ın takdirine rıza ve günaha düşmemektir.
الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُوا إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ
Onlar ki, başlarına bir musibet gelince "Biz Allah'a aidiz, O'na döneceğiz" derler.
İbn Kesîr: «İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn» — musibet gelince söylenir; kul, Allah'a ait olduğunu ve O'na döneceğini hatırlar.
۞ لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَىٰ وَالْيَتَامَىٰ وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّائِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُوا ۖ وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحِينَ الْبَأْسِ ۗ أُولَٰئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا ۖ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
İyilik, yüzlerinizi doğuya batıya çevirmeniz değildir; asıl iyilik Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere inanmaktır.
İbn Kesîr: Âyet, kıble değişimi tartışılırken indi ve asıl meselenin yön değil kalp ve amel olduğunu bildirdi. Burada iman, infak, namaz, zekât, ahde vefa ve sabır bir arada sayılır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere yazıldığı gibi size de yazıldı; umulur ki korunursunuz.
İbn Kesîr: Orucun önceki ümmetlere de yazılmış olmasının bildirilmesi, yükü hafifletir: ümmet bu ibadette yalnız değildir.
وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ
Kullarım sana Beni sorduğunda, şüphesiz Ben onlara yakınım.
İbn Kesîr: «Kullarım sorduğunda Ben yakınım» — dua, Allah'a yakınlığın ifadesidir; O, dua edeni işitir ve icabet eder.
وَمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.
İbn Kesîr: Enes'ten (r.a.) nakledildiğine göre Peygamber'in (s.a.v.) en çok yaptığı dua bu âyettir. Dua dünyayı ve âhireti birlikte ister; ikisini ayırmaz.
كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَّكُمْ ۖ وَعَسَىٰ أَن تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ ۖ وَعَسَىٰ أَن تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ ۗ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olabilir; sevdiğiniz bir şey de sizin için kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
İbn Kesîr: Âyetin sonundaki kural umumîdir: kul kendi hoşlanmasına göre değil, Allah'ın hükmüne göre seçmelidir. Hoşa gitmeyen bir emrin ardında bilinmeyen bir hayır olabilir.
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allah, O'ndan başka ilâh yoktur; O diridir, kayyumdur.
İbn Kesîr: «Allah, O'ndan başka ilâh yoktur; O diridir, kayyumdur» — tevhidin öz cümlesidir. Kayyûm: Gökleri, yeri ve her şeyi ayakta tutan demektir. Uyku ve uyuklama O'na yaraşmaz; göklerde ve yerde ne varsa O'nadır.
لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ ۖ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ ۚ فَمَن يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىٰ لَا انفِصَامَ لَهَا ۗ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Dinde zorlama yoktur; doğru yol eğrilikten ayrılmıştır. Kim tâğûtu inkâr edip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır.
İbn Kesîr: Nüzul sebebi olarak, Ensar'dan bazılarının çocuklarını zorla döndürmek istemesi nakledilir. Delil apaçık ortaya çıkmışken zorlamaya gerek kalmamıştır.
مَّثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنبُلَةٍ مِّائَةُ حَبَّةٍ ۗ وَاللَّهُ يُضَاعِفُ لِمَن يَشَاءُ ۗ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Mallarını Allah yolunda harcayanların hâli, her başağında yüz tane bulunan yedi başak veren bir tanenin hâline benzer.
İbn Kesîr: Allah yolunda infakın karşılığı yedi yüz kata, dilediğine daha fazlasına çıkar; katlama niyetin ve malın helâlliğine göre değişir.
آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ ۚ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ ۚ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۖ غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandı.
İbn Kesîr: Sûrenin son iki âyetinin faziletine dair sahih rivayetler vardır. Burada peygamberler arasında ayrım yapmamak, imanın şartı olarak zikredilir.
لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا
Allah hiçbir kimseyi gücünün yetmediği şeyle yükümlü tutmaz.
İbn Kesîr: «Allah hiçbir kimseyi gücünün yetmediği şeyle yükümlü tutmaz» — rahmet ayetidir. Unutulan veya mecburen yapılamayan şeylerden dolayı günah yazılmaz; ancak kasıtlı terk ayrıdır.
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا
Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi saptırma.
İbn Kesîr: «Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi saptırma» — bu, ilimde derinleşenlerin (ulü'l-elbâb) duasıdır; hidayete kavuşmuş kişi bile kalp kaymasından korkar.
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ ۗ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.
İbn Kesîr: Selef bu âyeti «imtihan âyeti» diye anmıştır: Allah'ı sevdiğini söyleyen herkes, iddiasını Peygamber'e (s.a.v.) uymakla ölçer.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ
Ey iman edenler! Allah'a gereği gibi takva edin.
İbn Kesîr: «Allah'a hakkıyla takva edin» — takva, Allah'ın emrettiğini yapmak, yasakladığından kaçınmak ve O'nun azabından sakınmaktır. «Hakkıyla» kelimesi, takvanın sadece sözde değil, amelde tam olması gerektiğini bildirir.
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا
Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin.
İbn Kesîr: «Hep birlikte Allah'ın ipine sarılın, ayrılmayın» — ip: Kur'an ve Sünnet. Ayrılık, azap ve zillet sebebidir.
وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ ۚ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun.
İbn Kesîr: Âyetteki «min» için iki görüş vardır: ümmetin bir kısmına işaret (farz-ı kifâye) veya ümmetin tamamına. Tercih edilen, bu işi yürütecek bir topluluğun daima bulunmasıdır.
كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ ۗ وَلَوْ آمَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُم ۚ مِّنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ
Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz: iyiliği emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah'a inanırsınız.
İbn Kesîr: Hayırlı ümmet olmak şartsız bir üstünlük değildir: âyet üç vasfı sayar ve hayırlılığı onlara bağlar.
وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ
Onlar bir günah işlediklerinde veya nefislerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar.
İbn Kesîr: «Onlar bir günah işlediklerinde veya nefislerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar» — bu, muttakilerin vasfıdır; günah sonrası hemen istiğfara koşarlar, günahta ısrar etmezler.
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللَّهِ لِنتَ لَهُمْ
Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara yumuşak davrandın.
İbn Kesîr: «Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara yumuşak davrandın» — Uhud'da sahabenin hatasına rağmen Peygamber'in (s.a.v.) yumuşaklığı, liderlikte merhametin örneğidir.
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ
Her nefis ölümü tadacaktır.
İbn Kesîr: «Her nefis ölümü tadacaktır» — ölüm, hiçbir canlının kaçamayacağı kesin bir gerçektir; asıl mesele kıyamette amellerin tam ödenmesidir.
إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِّأُولِي الْأَلْبَابِ
Göklerin ve yerin yaratılışında akıl sahipleri için ibretler vardır.
İbn Kesîr: «Göklerin ve yerin yaratılışında akıl sahipleri için ibretler vardır» — Allah'ın kudretini gösteren âyetleri tefekkür etmek, ulü'l-elbâbın (derin akıl sahiplerinin) alametidir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Ey iman edenler! Sabredin, sabırda yarışın, hazır ve kararlı olun ve Allah'a karşı gelmekten sakının.
İbn Kesîr: Âyet dört şey emreder: sabır, sabırda üstün gelmek, hazır ve bağlı durmak, takva. Sonuncusu ötekilerin şartıdır.
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ
Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan Rabbinize karşı gelmekten sakının.
İbn Kesîr: Âyet, hutbelerin başında okunan üç âyetten biridir. İnsanların tek bir nefisten yaratıldığının hatırlatılması, takva emrinin gerekçesidir.
وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُم بَيْنَكُم بِالْبَاطِلِ
Mallarınızı aranızda haksız yere yemeyin.
İbn Kesîr: «Malınızı aranızda batıl yollarla yemeyin» — haram kazanç, aldatma ve ghabn yasaktır.
وَاعْبُدُوا اللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا
Allah'a ibadet edin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın.
İbn Kesîr: Allah'a ibadetten sonra anne-babaya iyilik emredilir; «uf» bile denmez.
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ
Şüphesiz Allah, emanetleri ehline teslim etmenizi emreder.
İbn Kesîr: «Şüphesiz Allah, emanetleri ehline teslim etmenizi emreder» — emanet, mal, görev ve sır olabilir; adaletle hükmetmek de bu ayette emredilir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنكُمْ ۖ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا
Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin ve sizden olan yetki sahiplerine de. Bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve Peygamber'e götürün.
İbn Kesîr: «Ulü'l-emr» için âlimler ve idareciler açıklaması yapılmıştır; ikisi de âyetin kapsamındadır. Anlaşmazlıkta merci Kitap ve Sünnettir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ
Ey iman edenler! Adaletle şahitlik edenler olun.
İbn Kesîr: Şahitlik, kişinin kendi aleyhine, ana babası ve yakınları aleyhine bile olsa doğru söylenerek yapılır. Zenginlik veya fakirlik hükmü değiştirmez.
وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَىٰ
Hayır ve takvada yardımlaşın.
İbn Kesîr: Âyet yardımlaşmayı emreder ve sınırını da koyar: iyilik ve takvada evet, günah ve düşmanlıkta hayır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ
Ey iman edenler! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi ve ellerinizi yıkayın.
İbn Kesîr: Abdest ayeti: yüz, kollar ve baş mesh edilir; ayaklar yıkanır veya mesh edilir — sahih hadis ve sahabe uygulaması böyledir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ لِلَّهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ ۖ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَىٰ أَلَّا تَعْدِلُوا ۚ اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ ۖ وَاتَّقُوا اللَّهَ ۚ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
Bir topluluğa duyduğunuz öfke sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.
İbn Kesîr: Bir topluluğa duyulan öfke, onlara haksızlık etmeyi mubah kılmaz. Âyet, adaleti düşmanlık hâlinde bile şart koşar.
مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا
Bir canı haksız yere öldüren, bütün insanları öldürmüş gibidir.
İbn Kesîr: «Kim bir cana kıymaz veya yeryüzünde fesat çıkarmazsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur» — can hakkı korunur.
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ
Allah, yeminlerinizdeki lafız oyunlarından dolayı sizi sorumlu tutmaz.
İbn Kesîr: «Allah, yeminlerinizdeki lafız oyunlarından dolayı sizi sorumlu tutmaz» — kastı olmadan ağızdan çıkan yemin (lağv) günah değildir; kasıtlı yemini bozmanın ise keffareti vardır.
وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ
Gaybın anahtarları O'nun katındadır; onları O'ndan başkası bilmez.
İbn Kesîr: «Gaybın anahtarları O'nun katındadır; onları O'ndan başkası bilmez» — beş temel gayb (kıyamet vakti, rahimdeki cinsiyet, yağmur, rızık, ölüm yeri) yalnız Allah'a mahsustur.
قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.
İbn Kesîr: «Nüsük» kurban ve ibadet demektir. Âyet, kulun hayatının ve ölümünün bile Allah'a ait olduğunu ilan eder; ihlâsın en açık ifadesidir.
۞ يَا بَنِي آدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا ۚ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ
Yiyin için, fakat israf etmeyin; O, israf edenleri sevmez.
İbn Kesîr: Âyet, câhiliyede çıplak tavaf eden ve hac aylarında bazı yiyecekleri kendine yasaklayanlar hakkında indi; her mescide ziynetle, yani örtünerek gelmeyi emreder.
وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا ۚ إِنَّ رَحْمَتَ اللَّهِ قَرِيبٌ مِّنَ الْمُحْسِنِينَ
Yeryüzü düzeltildikten sonra orada bozgunculuk yapmayın; O'na korkarak ve umarak dua edin.
İbn Kesîr: Yeryüzü peygamberlerin gönderilmesiyle ıslah edilmişken bozgunculuk yapmak, en ağır nankörlüktür. Dua, korku ile ümit arasında yapılır.
وَلِلَّهِ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَىٰ فَادْعُوهُ بِهَا
En güzel isimler Allah'ındır; O'na onlarla dua edin.
İbn Kesîr: En güzel isimler Allah'ındır; kul dua ederken isteğine uygun ismi anar. «İlhâd», bu isimlerde haktan sapmaktır.
قُل لَّن يُصِيبَنَا إِلَّا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَنَا هُوَ مَوْلَانَا ۚ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
De ki: Bize ancak Allah'ın yazdığı isabet eder; O bizim Mevlâmızdır. Müminler yalnız Allah'a dayansınlar.
İbn Kesîr: Âyet kaderi ispat eder ve tevekkülü ona bağlar: kula ancak yazılmış olan isabet eder.
خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً
Mallarından sadaka al; onları arındır ve temizle.
İbn Kesîr: Zekât ayeti: Peygamberimiz (s.a.v.) zekât alır, müminlerin günahlarını affeder ve duaları kabul eder.
يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَاءٌ لِّمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ
Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki dertlere şifa, müminler için hidayet ve rahmet geldi.
İbn Kesîr: Âyet Kur'an'ı dört vasıfla anar: öğüt, göğüslerdekine şifa, hidayet ve rahmet. Şifa önce kalbin hastalıklarına yöneliktir.
فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْا ۚ إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Emrolunduğun gibi dosdoğru ol; seninle birlikte tövbe edenler de. Aşırı gitmeyin.
İbn Kesîr: Peygamber'in (s.a.v.) «Hûd sûresi beni ihtiyarlattı» buyurduğu nakledilir; istikamet emrinin ağırlığı buradadır.
لَا تَيْأَسُوا مِن رَّوْحِ اللَّهِ
Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.
İbn Kesîr: «Ravh» rahmet ve ferahlıktır. Âyet, Allah'ın ferahlığından ümit kesmenin ancak kâfirlerin hâli olduğunu bildirir.
لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِّن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ ۗ إِنَّ اللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّىٰ يُغَيِّرُوا مَا بِأَنفُسِهِمْ ۗ وَإِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُ ۚ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَالٍ
Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.
İbn Kesîr: Âyet, kavmin hâlinin değişmesini kendi fiillerine bağlar; nimetin kalkması da bozulmanın ardından gelir.
أَلَا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
Bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.
İbn Kesîr: «Bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur» — zikir, kalbe sükûnet ve güven verir; dünya meşgalesi kalbi doyurmaz.
لَئِن شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ
Andolsun şükrederseniz size nimetimi artırırım.
İbn Kesîr: «Andolsun şükrederseniz size nimetimi artırırım» — şükür, nimetin devamı ve artışı için sebeptir; nankörlük ise azaba davetiye çıkarır (ayetin devamı).
رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلَاةِ وَمِن ذُرِّيَّتِي ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ
Rabbim! Beni ve soyumdan gelenleri namazı dosdoğru kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamı kabul buyur.
İbn Kesîr: İbrâhîm'in (a.s.) duasıdır. Kendisi için istediğini soyu için de istemesi, salih evlat isteğinin en güzel örneğidir.
نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Kullarıma haber ver: Ben çok bağışlayıcı, çok merhamet ediciyim.
İbn Kesîr: «Kullarıma haber ver: Ben çok bağışlayıcı, çok merhamet ediciyim» — bu ayet, tövbe kapısının açıklığını ve Allah'ın rahmetinin gazabından geniş olduğunu bildirir.
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَىٰ وَيَنْهَىٰ عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ
Şüphesiz Allah, adaleti, iyiliği ve akrabaya yardımı emreder; çirkin işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar.
İbn Kesîr: Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder; fuhşu, münkeri ve buğzu yasaklar.
مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌ
Erkek veya kadın, mümin olarak salih amel işleyen kimse için güzel bir hayat vardır.
İbn Kesîr: «Hayât-ı tayyibe» için selef kanaat, helâl rızık ve dünyada huzur açıklamalarını yapmıştır. Amelin kabulü için iman şart koşulmuştur.
ادْعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ ۖ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ ۖ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış.
İbn Kesîr: Âyet davetin üç mertebesini sıralar: hikmet, güzel öğüt ve en güzel biçimde tartışma. Muhatabın hâline göre üslup değişir.
وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ
Rabbın, yalnızca O'na ibadet etmenizi ve ana babaya iyilik etmenizi emretti.
İbn Kesîr: «Rabbın, yalnızca O'na ibadet etmenizi ve ana babaya iyilik etmenizi emretti» — tevhidden hemen sonra ebeveyn hakkı zikredilir; bu, iki hakkın birbirine yakınlığını gösterir.
وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ ۚ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولَٰئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْئُولًا
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; kulak, göz ve kalp, hepsi bundan sorumludur.
İbn Kesîr: Bilmediğin şeyin ardına düşme: zan ile hüküm vermek, görmediğine şahitlik etmek ve duyduğunu araştırmadan söylemek bu yasağa girer.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ
Kur'an'dan, müminler için şifa olan ayetler indiriyoruz.
İbn Kesîr: Buradaki «min» beyaniyyedir: Kur'an'ın bir kısmı değil, tamamı şifa ve rahmettir. Zalimler için ise kayıptan başka bir şey artırmaz.
إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ
O gençler mağaraya sığındıklarında...
İbn Kesîr: Ashab-ı Kehf, fitneden kaçıp mağaraya sığınan gençler; imanları sebebiyle Allah onları korudu.
وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ ۖ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ۖ وَلَا تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَن ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ وَكَانَ أَمْرُهُ فُرُطًا
Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na dua edenlerle birlikte sabret; gözlerin onlardan başkasına kaymasın.
İbn Kesîr: Âyet, ileri gelenlerin Peygamber'den (s.a.v.) fakir sahâbîleri uzaklaştırmasını istemesi üzerine gelen uyarıdır; sabır emri bu sohbete devamdır.
وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ
Allah'ın sana verdiği şeylerle ahiret yurdunu ara.
İbn Kesîr: «Allah'ın sana verdiği şeylerle ahiret yurdunu ara» — mal ve evlat dünya ziynetidir, fani; kalıcı olan salih amel ve Allah rızasıdır.
فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا
Rabbinin huzuruna kavuşmayı uman salih amel işlesin.
İbn Kesîr: «Rabbinin huzuruna kavuşmayı uman salih amel işlesin» — amelin kabulü için iki şart: ihlas (şirksiz olmak) ve salih olmak (sünnete uygunluk).
فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ ۗ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَىٰ إِلَيْكَ وَحْيُهُ ۖ وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا
De ki: Rabbim, ilmimi artır.
İbn Kesîr: Peygamber'e (s.a.v.) vahiy tamamlanmadan acele etmemesi emredildikten sonra ilminin artmasını istemesi buyurulmuştur.
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
İbn Kesîr: Rahmet umumîdir: mümin de kâfir de bu gönderilişten pay alır; ancak mümin için tamamlanır.
ذَٰلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِن تَقْوَى الْقُلُوبِ
Kim Allah'ın nişanelerine saygı gösterirse, bu kalplerin takvasındandır.
İbn Kesîr: «Şeâir» Allah'ın dininin alâmetleridir; hac menâsiki ve kurbanlıklar bunların başında gelir.
قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ
Müminler kurtuluşa ermiştir.
İbn Kesîr: Felâh, istenene ulaşmak ve korkulandan kurtulmaktır. Sûre bu müjdeyle başlayıp müminlerin vasıflarını sıralar.
قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ
Mümin erkeklere söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar.
İbn Kesîr: «Mümin erkeklere söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar» — göz zinası, kalbe giden ilk kapıdır; iffet, gözden başlar.
وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا ۖ وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَىٰ جُيُوبِهِنَّ ۖ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُولِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَىٰ عَوْرَاتِ النِّسَاءِ ۖ وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ ۚ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Mümin kadınlara söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar ve örtülerini yakalarının üzerine salsınlar.
İbn Kesîr: Âyet önce gözü sakınmayı, sonra iffeti korumayı, ardından örtünmeyi emreder; sıra tesadüf değildir.
اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ
Allah, göklerin ve yerin nurudur.
İbn Kesîr: «Allah, göklerin ve yerin nurudur» — bu, Allah'ın hidayetinin ve kâinatı aydınlatan kudretinin temsilî anlatımıdır; misalde kandil, mü'minin kalbindeki iman nurudur.
وَعِبَادُ الرَّحْمَٰنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا
Rahmân'ın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler.
İbn Kesîr: «Rahmân'ın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler» — bu, gerçek mü'minlerin vasfıdır: yürüyüşte kibirsizlik, cahillere karşı yumuşak söz.
إِلَّا مَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا
Ancak tövbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna.
İbn Kesîr: «Ancak tövbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna» — büyük günah işleyenler için bile tövbe kapısı açıktır; Allah kötülükleri iyiliklere çevirir.
وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ
Allah'ın sana verdiği ile ahiret yurdunu ara.
İbn Kesîr: Âyet dört şeyi birlikte emreder: âhireti aramak, dünyadan nasibi unutmamak, ihsan etmek ve fesattan kaçınmak.
إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَىٰ عَنِ الْفَحْشَاءِ
Namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.
İbn Kesîr: Namaz, hakkı verilerek kılındığında sahibini çirkinlikten alıkoyar. «Allah'ı anmak daha büyüktür» ifadesi için birden çok açıklama yapılmıştır.
وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا
Sizin için nefislerinizden eşler yaratması O'nun ayetlerindendir.
İbn Kesîr: Eşler arasına konan «meveddet» sevgi, «rahmet» şefkattir; ikisi olmadan birliktelik sürmez.
وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْنًا عَلَىٰ وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ
İnsana ana babasını tavsiye ettik. Annesi onu zorluk üstüne zorlukla taşıdı. Bana ve ana babana şükret.
İbn Kesîr: Annenin zorluk üstüne zorlukla taşıması özellikle anılmıştır; bu, anne hakkının önceliğinin sebebidir.
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ
Allah'ın Resûlünde sizin için güzel bir örnek vardır.
İbn Kesîr: «Allah'ın Resûlünde sizin için güzel bir örnek vardır» — Hz. Peygamber'in (s.a.v.) sözü, fiili ve hâli, mü'min için en mükemmel modeldir; Ahzâb Gazvesi'ndeki sabrı bu ayetin inişine sebeptir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve sözün doğrusunu söyleyin.
İbn Kesîr: «Kavl-i sedîd» doğru ve yerinde sözdür. Âyetin devamı, sözün düzelmesini amellerin düzelmesine ve mağfirete bağlar.
وَمَا أَنفَقْتُم مِّن شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
Her ne infak ederseniz, Allah onun yerine başkasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
İbn Kesîr: «Kim Allah yolunda infak ederse, Allah ona kat kat verir» — infak, malın Allah yolunda harcanmasıdır.
إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ
Kulları içinde ancak âlimler Allah'tan hakkıyla korkar.
İbn Kesîr: «Kulları içinde ancak âlimler Allah'tan hakkıyla korkar» — gerçek ilim, Allah'ı tanımaya ve O'ndan korkmaya vesiledir; ilimsiz korku eksiktir.
سَلَامٌ قَوْلًا مِّن رَّبٍّ رَّحِيمٍ
Onlara merhametli Rabden bir söz olarak "Selâm" vardır.
İbn Kesîr: «Selâmun kavlün min rabbin rahîm» — ahirette müminlere Rablerinden selam; cennet nimetinin müjdesi.
إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَن يَقُولَ لَهُ كُن فَيَكُونُ
Bir şeyi dilediğinde ona sadece "Ol!" der, o da oluverir.
İbn Kesîr: «Bir şeyi dilediğinde ona sadece "Ol!" der, o da oluverir» — Allah'ın emri, araç ve zaman gerektirmez; kudreti anında sonuç verir.
أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ آنَاءَ اللَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ ۗ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ ۗ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ
De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alır.
İbn Kesîr: Soru inkâr içindir: bilen ile bilmeyen eşit olmaz. Âyetin öncesinde gece ibadetine kalkan kulun hâli anılır.
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَىٰ أَنفُسِهِمْ
Ey kendilerine yazık eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.
İbn Kesîr: Âyet, tövbe kapısının bütün günahlara açık olduğunu bildirir; «bütün günahları» ifadesi umumîdir.
وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ ۚ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ
İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olanla sav; o zaman aranızda düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluverir.
İbn Kesîr: Kötülüğü en güzel olanla savmanın karşılığı, düşmanı sıcak bir dosta çevirmektir. Bu, sabır ve nefse hâkimiyet ister.
وَالَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَمْرُهُمْ شُورَىٰ بَيْنَهُمْ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
Onların işleri aralarında danışma iledir ve kendilerine verdiğimiz rızıktan harcarlar.
İbn Kesîr: İstişare, müminlerin vasıfları arasında namaz ve infakla birlikte sayılmıştır. Peygamber (s.a.v.) ashâbıyla istişare ederdi.
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ
Müminler ancak kardeştirler.
İbn Kesîr: Kardeşlik burada nesep değil din kardeşliğidir; âyet bunun gereği olarak araları düzeltmeyi emreder.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ
Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının.
İbn Kesîr: Gıybet, kardeşinin etini ölü iken yemek gibidir; hoşlanmazsın. Gıybet: yokluğunda hoşlanmayacağı şeyi söylemek.
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Sizi milletler ve kabileler yaptık ki tanışasınız. Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.
İbn Kesîr: Milletler ve kabileler tanışmak içindir, övünmek için değil. Üstünlük ölçüsü açıkça takva olarak konmuştur.
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
İbn Kesîr: «Bana kulluk etsinler» ifadesi selef tarafından «beni birlesinler» diye de açıklanmıştır; yaratılışın gayesi tevhiddir.
هَلْ جَزَاءُ الْإِحْسَانِ إِلَّا الْإِحْسَانُ
İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?
İbn Kesîr: Soru, cevabı içinde olan bir sorudur: iyilik yapana iyilikten başkası yakışmaz. Dünyada ihsan eden, âhirette ihsan görür.
اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ ۖ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا ۖ وَفِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانٌ ۚ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda övünme ve mal ile evlatta çoğalma yarışıdır.
İbn Kesîr: Âyet dünya hayatını beş mertebede sayar: oyun, eğlence, süs, övünme ve çoğalma yarışı. Ardından ekin temsili gelir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının.
İbn Kesîr: «Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının» — ayetin devamı «her nefis yarın için ne hazırladığına bir baksın» der; takva ve hesap muhasebesi burada birleşir.
مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ
Hiçbir musibet Allah'ın izni olmadan isabet etmez.
İbn Kesîr: «Hiçbir musibet Allah'ın izni olmadan isabet etmez» — bu, kadere imanın temelidir; mü'min musibete Allah'ın takdiri olarak bakar ve isyan etmez.
وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مَخْرَجًا
Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, O ona bir çıkış yolu gösterir.
İbn Kesîr: «Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, O ona bir çıkış yolu gösterir» — takva, sıkıntı ve darlıktan çıkışın en sağlam yoludur.
وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ ۚ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ ۚ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ ۚ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا
Kim Allah'a dayanırsa O ona yeter. Allah emrini mutlaka yerine getirir; her şey için bir ölçü koymuştur.
İbn Kesîr: Tevekkülün karşılığı kifayettir: Allah, kendisine dayanan kula yeter. Âyet, sebeplerin terkini değil kalbin bağlanmasını emreder.
الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا
O, hanginizin daha güzel amel edeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratandır.
İbn Kesîr: «O, ölümü ve hayatı yaratmıştır» — hayat imtihan, ölüm ise her canlının tadacağı gerçektir.
قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا
Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.
İbn Kesîr: «Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir» — tezkiye, nefsi günahlardan temizlemek ve itaate yöneltmektir; kurtuluş bununla gerçekleşir.
وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ
Rabbinin nimetini durmadan anlat.
İbn Kesîr: Nimeti anlatmak şükürdür. Âyet, Peygamber'e (s.a.v.) kendisine verilen nimeti insanlara bildirmesini emreder.
إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
Şüphesiz zorlukla beraber kolaylık vardır.
İbn Kesîr: «Şüphesiz zorlukla beraber kolaylık vardır» — zorluk tek, kolaylık çoktur (Arapçada «usrun» tekil, «yusran» çoğul). Sıkıntının ardından Allah mutlaka ferahlık verir.
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
İbn Kesîr: «Biz insanı en güzel biçimde yarattık» — insanın yaratılışı, hem bedenen hem de akıl ve idrak bakımından en mükemmel kıvamdadır.
اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
Yaratan Rabbinin adıyla oku!
İbn Kesîr: «Yaratan Rabbinin adıyla oku!» — Kur'an'ın ilk inen ayetidir; ilim ve okuma, Allah'ın adıyla ve O'nun için yapılmalıdır.
الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ
O, kalemle öğretti.
İbn Kesîr: «O, kalemle öğretti» — Allah, insana yazıyı ve ilmi öğretmiştir; bu, insanın hayvandan üstünlüğünün kaynağıdır.
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirine hakkı tavsiye edenler ve birbirine sabrı tavsiye edenler müstesna.
İbn Kesîr: Sûre, hüsranın umumîliğini bildirdikten sonra dört vasıfla istisna eder: iman, sâlih amel, hakkı tavsiye, sabrı tavsiye.
فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ
Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
İbn Kesîr: Namaz ile kurbanın birlikte emredilmesi, müşriklerin putları için kesmesine karşı ibadetin Allah'a tahsisidir.
لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ
Sizin dininiz size, benim dinim banadır.
İbn Kesîr: Sûre baştan sona berâettir: ibadette ortaklık ve uzlaşma kabul edilmez. Son âyet bu ayrışmayı ilan eder.
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ
De ki: O Allah birdir.
İbn Kesîr: «De ki: O Allah birdir» — tevhidin en kısa özeti. Ehad, bir olmak; yani ortağı, benzeri ve eşi olmayan tek ilâh.
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ
De ki: Sığınırım karanlığı yarıp sabahı çıkaranın Rabbine.
İbn Kesîr: «Felak» sabahtır: karanlığı yarıp çıkan aydınlık. Muavvizeteyn'in fazileti hakkında sahih rivayetler vardır.
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ
De ki: Sığınırım insanların Rabbine.
İbn Kesîr: «De ki: Sığınırım insanların Rabbine» — Rabb: Malik, İlâh ve Mâbud. Korunma yalnız Allah'tan istenir.
Şerh metinleri, selef ve klasik tefsir geleneğine dayalı eğitim özetleridir; birebir alıntı değildir. Ayrıntı için asıl tefsir eserlerine bakınız.