XVDört Mezhebin Nadiren Anlaştığı Mesele: Unutarak Yiyip İçmenin Orucu Bozmaması ve Usul Sırrı
Fıkıh usûlünde genel kaide, bir fiilin sonucunun failin niyetinden bağımsız olarak gerçekleşebileceğidir; mesela abdesti bozan bir hades (rüzgar çıkması gibi) unutarak da olsa gerçekleştiğinde abdesti bozar. Fakat orucun unutarak yeme-içmeyle bozulmaması, bu genel kaideye görünürde aykırı, gerçekte ise onu tamamlayan çok özel bir istisnadır. Dört mezhebin nadir ittifak ettiği bu meselenin arkasındaki usul mantığı, ibadetlerin iki farklı kategoriye ayrıldığını gözler önüne serer.
Sahîh-i Buhârî, Savm 26 (Hadis no. 1933, 6669); Sahîh-i Müslim, Sıyâm 33 (Hadis no. 1155)مَنْ نَسِيَ وَهُوَ صَائِمٌ فَأَكَلَ أَوْ شَرِبَ فَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ، فَإِنَّمَا أَطْعَمَهُ اللَّهُ وَسَقَاهُ
Kim oruçluyken unutur da yer veya içerse, orucunu tamamlasın. Çünkü onu Allah yedirmiş ve içirmiştir.
Usul Açısından Dört Mezhebin Ortak Zemini
Bu meselede Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri -aralarındaki pek çok füru' (teferruat) ihtilafına rağmen- unutarak yiyip içmenin orucu bozmayacağı hükmünde ittifak etmiştir; sadece Mâlikîlerde nafile oruçla farz oruç arasında kılınacak kazâ bakımından hafif bir teferruat farkı vardır. Bu denli geniş bir ittifak, orucun mahiyetine dair ortak bir usul kavrayışına işaret eder: Nebi'nin (s.a.v) Onu Allah yedirmiş ve içirmiştir ifadesi, bu fiili doğrudan failin iradesinden çıkarıp ilahi bir ikrama dönüştürmüştür.
İbadetler iki temel kategoriye ayrılır. Birincisi, hükmü doğrudan bir sebebin fiilen gerçekleşmesine bağlı olan işlemlerdir; abdesti bozan bir hadesin unutarak gerçekleşmesi, tıpkı kırılan bir eşyanın kasıtlı mı kazara mı kırıldığına bakılmaksızın kırık sayılması gibi, yine de hükmünü doğurur; çünkü buradaki hüküm salt fiziksel oluşuma bağlıdır. İkincisi ise, orucun aslı olan imsak (nefsi tutmak) gibi, özünde niyet ve kastı barındıran ibadetlerdir. Kişi unuttuğunda niyetindeki o bilinçli tutma hâli kesintiye uğramamış, sadece bilmeden bir fiil vuku bulmuştur; bu yüzden ibadetin özü zedelenmez.
Hadiste geçen Onu Allah yedirmiş ve içirmiştir ifadesi son derece derin bir manaya işaret eder: Bu, sadece kişinin günahının affedildiğini değil, bizzat o fiilin şer'î olarak kişiye nispet edilmediğini bildirir. Nitekim Allah Teâlâ'nın bir başka nassında Rabbimiz, unutur veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma (Bakara, 286) duası kabul edilmiştir. Fakat bu genel afv, hadesin unutarak vuku bulmasına kıyasla farklıdır; çünkü hades bir sebebin varlığıyla ilgiliyken, oruç doğrudan kalbî bir niyetin ve iradenin sürekliliğiyle ilgilidir.
Bu hüküm, orucun diğer ibadetlerden ayrılan istisnai bir kolaylığıdır ve kıyasa (diğer benzer ibadet kurallarına) aykırı görünse de, sahih ve açık nassla sabit olduğu için kıyasın önüne geçer. Usul kaidesinde nas bulunan yerde kıyasa yer yoktur (lâ kıyâse maa'n-nas) denir; burada da özel bir nas geldiği için, genel usul mantığı bu nassa göre yeniden şekillendirilmiş, hangi tür ibadetlerde niyet sürekliliği esas alınır sorusuna nassın kendisinden bir cevap çıkarılmıştır.