Mîzân açılıyor…
Her mesele bir terazi: bir kefede delil, öbüründe âlimlerin okuması, ortada tek cümlelik hüküm.
Hükmün nereden ve hangi yolla çıkarıldığını konuşan dört mesele.
4 meseleŞer'î hüküm çıkarılırken lafzî delâlet kurallarına riayet mecburidir.
وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا
Halbuki Allah ticareti helal, faizi haram kıldı.
Bakara Suresi, 275ÂYETKur'an'da ve Sünnet'te lafızlar iki kısımdır: Biri zahirinde umum (genellik) ifade eden âm lafızlar, diğeri ise hususiyet bildiren hâs lafızlar. Âm lafız, nass ile tahsis edilmedikçe (özelleştirilmedikçe) kendi umumumu üzere kalır. Şeriatın ahkâmını tahlil ederken âm olanı hâs olandan ayırmak, usul ilminin en temel rüknüdür.
Lafzın delâleti; ya mantuk (lafzın söylenen doğrudan manası) ya da mefhum (işaret veya delalet yoluyla anlaşılan mana) yoluyla olur. Nassların delâlet derecelerini bilmeyen bir kimsenin fıkhi hüküm istinbat etmesi caiz değildir. Hükümlerin çıkarılmasında lafzın hakiki manası esastır; mecaza ancak hakiki mananın imkansız olduğu durumlarda gidilir.

Nesh, bir hükmün ilâhî iradeyle sonlandırılmasıdır; hükmün bâtıl olması değildir.
مَا نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نُنسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Biz bir âyeti nesh eder veya unuttururusak, ondan daha hayırlısını veya benzerini getiririz. Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?
Bakara Suresi, 106ÂYETNesh ilmi, Kur'an'ın inceliklerini ve şeriatın hikmetlerini anlamak için âlimlerin mutlaka bilmesi gereken en mühim ilimlerden biridir. Hz. Ali'nin (r.a) kadılara hitaben nâsih ve mensuhu bilmeyen kimselerin insanları helak edeceğini belirtmesi, bu ilmin şer'î meselelerdeki hayatiyetini ispat eder.
Nesh, ilahi şeriatın hikmetli ve aşamalı eğitim metodunun bir parçasıdır. İslam'ın ilk yıllarında bazı hükümler toplumsal yapının ve imanî seviyenin gereği olarak konulmuş, zamanla durumun olgunlaşmasıyla nâsih âyetler gelerek önceki hükümleri neshetmiştir. Neshin geçerli olabilmesi için iki nass arasında uzlaştırılamayacak derecede kesin bir zaman zıtlığı bulunması şarttır.

Nass bulunmayan meselede sahâbe icmâı ve sahâbî kavli bağlayıcı delildir.
وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللَُّه عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ
Muhacir ve Ensar'dan (İslam'a girmekte) ilk önce gelenler ile onlara güzellikle uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır.
Tevbe Suresi, 100ÂYET+1 delilMedine ehlinin ameli, katî ve mütevâtir bir sünnettir. Hz. Peygamber'in (s.a.v) defnedildiği, vahiylerin nazil olduğu bu beldenin asırlar boyu devredegelen pratik tatbikatı, ahâd hadislerden dahi daha güçlü bir hüccet temeli oluşturur. Selefin üzerinde ittifak ettiği uygulama, fıkhın en güvenilir dayanağıdır.
Usûl-i fıkıhta sahabe kavlinin mertebesi çok yüksektir. Şayet sahabeden birinin bir meselede sözü rivayet edilmiş ve sahabe arasında ona muhalefet eden başka bir görüş (hilâf) bilinmiyorsa, o kavil bizim için bağlayıcı bir hüccettir; onu bırakıp kendi reymizle başka bir hükme gitmeyiz.

Sahîh hadîs karşısında imamın kendi reyi ve içtihadı hüküm değeri taşımaz.
فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ
Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resul'e götürün.
Nisâ Suresi, 59ÂYETSahih bir hadis bulduğunuzda, benim sözümü duvara atın ve o hadisle amel edin. Bizim sözümüz de bir görüştür; bugün kabul ederiz, yarın terk ederiz. Lakin Resulullah'ın (s.a.v) emri başımız gözümüz üstündedir.
Müslümanlar, Hz. Peygamber'den (s.a.v) gelen bir sünnetin sabit olduktan sonra, herhangi bir kimsenin sözü için onu terk etmelerinin helal olmadığı hususunda icma etmişlerdir. Sünnet bana ulaştığı hâlde ona muhalefet edersem, şahit olun ki aklım gitmiştir.

Abdestten safa; namazın kendi tatbikatı, altı mesele.
6 meseleNamazın sıhhat şartlarının ilki ve en mühimi tahâret ile setr-i avrettir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَيْنِ
Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı da yıkayın.
El-Mâide Suresi, 6ÂYET+1 delilTahâret, namazın anahtarıdır. Abdest alırken nasslarda zikredilen azaların yıkanmasında sıraya (tertibe) ve muvalâta (ara vermeden peşpeşe yıkamaya) riayet etmek, sünnet-i seniyyenin ve ashabın tatbikatının gereğidir. Delil olmaksızın bu hudutları aşmak caiz değildir.
Şer'i amellerde aslolan, Hz. Peygamber'in (s.a.v) ve ashabının fiillerine ittiba etmektir. Abdestte niyet, elbiselerin temizliği ve kıbleye yönelmek namazın sıhhatinin şer'i rükünleridir. Delilsiz reyle amel etmek dinde bid'ate yol açar; Selef'in yolu ise katî delillere dayanmaktadır.

Abdest alırken mestler üzerine mesh etmek, zorluğu kaldıran sahîh sünnetle sabittir.
عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الْمُغِيرَةِ عَنْ أَبِيهِ قَالَ: كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي سَفَرٍ، فَأَهْوَيْتُ لِأَنْزِعَ خُفَّيْهِ، فَقَالَ: دَعْهُمَا، فَإِنِّي أَدْخَلْتُهُمَا طَاهِرَتَيْنِ، فَمَسَحَ عَلَيْهِمَا.
Mugîre b. Şu'be (r.a) rivayet ediyor: Peygamber (s.a.v) ile birlikte bir sefere çıkmıştık. Abdest alırken mestlerini çıkarmak için eğildim. Bana şöyle buyurdu: 'Onlara dokunma (çıkarma); çünkü ben onları abdestli olarak giydim.' Bunun üzerine mestler üzerine mesh etti.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü'l-Vudû', 206SAHÎHAYNHz. Ali (r.a) meshetmenin keyfiyeti hakkında şu tarihi ve fıkhi tespiti yapmıştır: Eğer din, sadece aklî kıyasla idare edilseydi, mestin altını mesh etmek üstünü mesh etmekten daha evla olurdu (çünkü yere basan, kirlenen kısım alttır). Lakin ben Resulullah'ın (s.a.v) mestinin dış/üst kısmına mesh ettiğini bizzat gördüm. (Bu nakil, fıkhi hükümlerde nassın aklî kıyasa üstün geldiğini gösteren en mühim selefî delillerdendir.)
Mest üzerine mesh etmenin süresi; mukim (yerleşik) olan kimse için bir gün bir gece (24 saat), yolcu (seferî) olan kimse için ise üç gün üç gecedir. Sürenin başlangıcı, mestin giyilme anı değil, giyildikten sonra abdestin bozulduğu ilk andır.

Eller iftitah tekbirinde, rükûya giderken ve rükûdan kalkarken kaldırılır.
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: رَأَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ افْتَتَحَ التَّكْبِيرَ فِي الصَّلَاةِ، فَرَفَعَ يَدَيْهِ حِينَ يُكَبِّرُ، حَتَّى يَجْعَلَهُمَا حَذْوَ مَنْكِبَيْهِ، وَإِذَا كَبَّرَ لِلرُّكُوعِ فَعَلَ مِثْلَ ذَلِكَ، وَإِذَا قَالَ: سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ، فَعَلَ وَقَالَ: رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ، وَلَا يَفْعَلُ ذَلِكَ حِينَ يَسْجُدُ وَلَا حِينَ يَرْفَعُ مِنَ السُّجُودِ.
Abdullah b. Ömer (r.a) rivayet ediyor: Peygamber'in (s.a.v) namaza başlarken tekbir aldığında ellerini omuzları hizasına kadar kaldırdığını gördüm. Rükû için tekbir aldığında da aynı şeyi yaptı. 'Semiallâhu limen hamideh' dediğinde de ellerini kaldırır ve 'Rabbenâ ve leke'l-hamd' derdi. Lakin secdeye giderken ve secdeden kalkarken bunu yapmazdı.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü'l-Ezan, 738SAHÎHAYNHz. Peygamber'den (s.a.v) namazda ellerin kaldırılması hususunda sahih rivayetler nakledilmiştir. Selef-i Salihîn; Abdullah b. Ömer, Malik b. Huveyris ve sahabilerden gelen bu sahih sünnete sarılmış, namazın rükünlerindeki bu nebevi tatbikatın korunmasına büyük bir itina göstermiştir.
Rükûya giderken ve rükûdan kalkarken elleri kaldırmak (raf-ı yadayn) sabit bir sünnettir. Kim bu sünnetle amel ederse Resulullah'ın (s.a.v) fiiline tam anlamıyla ittiba etmiş olur. Selef imamlarının bu konudaki tatbikatı, hadislerin sıhhat derecesine dayanmaktadır.

Namazdaki unutma ve fazlalıklar namazı bozmaz; sehiv secdesiyle telafi edilir.
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُحَيْنَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَلَّى بِهِمْ الظُّهْرَ، فَقَامَ فِي الرَّكْعَتَيْنِ الأُولَيْنِ وَلَمْ يَجْلِسْ، فَقَامَ النَّاسُ مَعَهُ، حَتَّى إِذَا قَضَى الصَّلَاةَ وَانْتَظَرْنَا تَسْلِيمَهُ، كَبَّرَ وَهُوَ جَالِسٌ، فَسَجَدَ سَجْدَتَيْنِ قَبْلَ أَنْ يُسَلِّمَ، ثُمَّ سَلَّمَ.
Abdullah b. Buhayne (r.a) rivayet ediyor: Peygamber (s.a.v) bize öğle namazını kıldırıyordu. İlk iki rek'atten sonra oturmadan (doğrudan üçüncüye) kalktı. Cemaat de onunla birlikte kalktı. Namazın sonuna gelip selâm vermesini beklediğimizde, oturur vaziyette tekbir getirdi ve selâm vermeden önce iki secde yaptı, ardından selâm verdi.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü's-Salât, 1224SAHÎHAYNNamazda noksanlık (bir rüknün veya vacibin unutulması) durumunda selâm vermeden önce (kable's-selâm) sehiv secdesi yapılır. Eğer namaza bir fazlalık karışmışsa (örneğin fazladan bir rek'at kılınmışsa) sehiv secdesi selâmdan sonra (ba'de's-selâm) yapılır. Selef imamlarının bu konudaki tatbikatı, Resulullah'ın (s.a.v) hadislerindeki bu ince ayrıma tam olarak dayanmaktadır.
Şeytan, kul namazdayken aklını çelmek ve neyi kaçırdığını unutturmak için vesvese verir. Sehiv secdesi, namazın eksik kalan kısımlarını tamamlayan ve şeytanın burnunu sürtmek (onu hor hakir kılmak) için şeriatın koyduğu meşru bir cezalandırma ve telafi mekanizmasıdır.

Cemaatte saflar omuz omuza, ayaklar birbirine bitişik ve hizalı tutulur.
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: أَقِيمُوا صُفُوفَكُمْ، فَإِنِّي أَرَاكُمْ مِنْ وَرَاءِ ظَهْرِي وَكَانَ أَحَدُنَا يُلْصِقُ مَنْكِبَهُ بِمَنْكِبِ صَاحِبِهِ، وَقَدَمَهُ بِقَدَمِهِ.
Enes b. Malik (r.a) rivayet ediyor: Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: Saflarınızı düzgün tutun; çünkü ben sizi arkamdan da görürüm. Enes b. Malik ekliyor: Bizden biri omzunu arkadaşının omzuna, ayağını da arkadaşının ayağına bitirirdi.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü'l-Ezan, 725SAHÎHAYNSafları düzeltmek, omuzları ve ayakları denk getirmek cemaat namazının en mühim sünnetlerindendir. Saflardaki düzensizlik ve açıklıklar, zahiren fiziksel bir boşluk gibi görünse de batıni olarak kalplerin ayrılmasına vesile olur. Selef-i Salihîn, imam mihraba geçmeden önce safların sıkı ve bükülmez bir duvar gibi kurulmasına titizlik gösterirdi.
Hz. Peygamber (s.a.v) saflar arasında boşluk bırakılmamasını emretmiş, aradaki açıklıklardan şeytanın küçük keçi yavruları gibi gireceğini bildirmiştir. Bu nebevi uyarı, namazın sadece şekli bir kıyam olmadığını, şeytani vesveseleri ve dağınıklığı defeden bir disiplin olduğunu gösterir.

Namaz kılan önüne sütre koyar ve önünden geçmek isteyeni engeller.
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا صَلَّى أَحَدُكُمْ إِلَى شَيْءٍ يَسْتُرُهُ مِنَ النَّاسِ، فَأَرَادَ أَحَدٌ أَنْ يَجْتَازَ بَيْنَ يَدَيْهِ، فَلْيَدْفَعْهُ، فَإِنْ أَبَى فَلْيُقَاتِلْهُ، فَإِنَّما هُوَ شَيْطَانٌ.
Ebû Said el-Hudrî (r.a) rivayet ediyor: Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: Sizden biriniz insanlardan kendisini koruyacak bir şeye (sütire) karşı namaz kıldığında, birisi gelip önünden geçmek isterse onu defetsin (iterek uzaklaştırsın). Eğer direnirse, onunla vuruşsun (engel olsun); çünkü o, (bu davranışıyla) bir şeytandır.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü's-Salât, 509; Sahîh-i Müslim, 259SAHÎHAYNNamaz kılan kişinin önüne bir sütre (deve semerinin arkalığı kadar bir yükseklik veya mızrak boyu gibi bir nesne) koyması müekked sünnettir. Namaz kılan ile sütresi arasında koyun geçebilecek kadar bir mesafe bırakılması esastır. Selef-i Salihîn, mescitlerde veya açık arazide namaz kılarken sütre edinmeye son derece itina gösterir, kimsenin o hattan geçmesine izin vermezdi.
Hz. Peygamber (s.a.v) seferde ve hazerde (yerleşik hayatta) namaz kılarken önüne sütre diker, bazen bineğini, bazen de mızrağını veya devenin semerini kendine engel yapardı. Önünden geçilen kişinin namazındaki huşûnun zedelenmemesi ve şeytanın araya girerek vesvese vermesini engellemek için bu şer'i tedbir konulmuştur.

Yolun hükmü nerede hafiflettiği, nerede hafifletmediği.
2 meseleSeferde dört rek'atli farz namazlar iki rek'at olarak kılınır.
وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلَاةِ إِنْ خِفْتُمْ أَنْ يَفْتِنَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا
Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kâfirlerin size bir kötülük yapmasından korkarsanız, namazları kısaltmanızda üzerinize bir günah yoktur.
En-Nîsâ Suresi, 101ÂYET+1 delilSefer mesafesi (yaklaşık dört burç veya sekiz fersah, bugünkü ölçüyle ortalama 80-90 km) kat edilip yerleşim yerinin sınırları dışına çıkıldığında namazları kısaltmak (kasr etmek) sünnet-i müekkededir. Hatta Selef-i Salihîn'den bazıları bu ruhsatı almayıp dört kılmayı 'tekellüm' (zorlama) olarak görmüş, Allah'ın hediyesini (sadakasını) kabul etmenin daha faziletli olduğunu bildirmişlerdir.
Hz. Peygamber (s.a.v) Mekke'ye yöneldiği veya Medine dışına çıktığı her seferde iki rek'at kılardı. Sahabe de onunla birlikte seyahat ederken dört rek'atli farzları ikişer rek'at olarak eda ederdi. Bu sünnet, kıyamete kadar baki kalan ilahi bir kolaylıktır.

Tek bir sahîh hadîs, cem'in sınırı konusunda dört mezhepte dört ayrı okuma doğurdu.
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الظُّهْرَ وَالْعَصْرَ جَمِيعًا، وَالْمَغْرِبَ وَالْعِشَاءَ جَمِيعًا، بِالْمَدِينَةِ، فِي غَيْرِ خَوْفٍ وَلَا سَفَرٍ. قِيلَ لِابْنِ عَبَّاسٍ: لِمَ فَعَلَ ذَلِكَ؟ قَالَ: أَرَادَ أَنْ لَا يُحْرِجَ أُمَّتَهُ
İbn Abbâs'tan (r.a) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Medine'de, korku ve yolculuk olmaksızın öğle ile ikindiyi birlikte, akşam ile yatsıyı da birlikte kıldı. İbn Abbâs'a Bunu niçin yaptı? diye soruldu. Şöyle cevap verdi: Ümmetini zora sokmak istemedi.
Sahîh-i Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn 54 (Hadis no. 705)SAHÎHAYNHanefî mezhebi, Arafat ve Müzdelife dışında hiçbir sebeple gerçek cem'e (iki namazı bir vakitte kılmaya) cevaz vermez; çünkü namaz vakitleri Cibril hadisiyle -Cebrail'in Nebi'ye iki gün boyunca her namazı kendi has vaktinde kıldırmasıyla- mütevatir derecesinde sabittir ve tek bir âhâd rivayetle bu sabit yapı bozulamaz. Onlara göre İbn Abbâs'ın naklettiği cem, cem-i sûrîdir (görüntüde cem): Öğle namazı en son vaktinde geciktirilerek kılınmış, ikindi ise ilk vaktinde hemen ardından eda edilmiştir; böylece dışarıdan bakan birlikte kılındı zannına kapılmış, oysa her ikisi de kendi şer'î vaktinde kılınmıştır.
Şâfiî mezhebi, hadisin zahirini esas alarak yağmur, çamur ve benzeri hakiki bir meşakkat (özür) bulunduğunda mukim (yolcu olmayan) kişinin de iki namazı cem edebileceğine hükmetmiştir; fakat bunu istisnai bir ruhsat olarak sınırlı tutmuş, sürekli ve alışkanlık haline getirilen bir uygulama olarak görmemiştir. Nevevî bu hadisi şerh ederken, cem-i sûrî te'vilinin de mümkün olduğunu, fakat hadisin zahirinin gerçek meşakkat durumunda cem'in caiz olduğuna işaret ettiğini belirtmiştir.

Genel kaidenin nerede esnediği: oruç, unutma ve kıtlık — üç mesele.
3 meseleRuhsat, ölçülemeyen meşakkate değil; sabit ve gözlemlenebilir sefer hâline bağlıdır.
عَنْ حَمْزَةَ بْنِ عَمْرٍو الْأَسْلَمِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّهُ قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَجِدُ بِي قُوَّةً عَلَى الصِّيَامِ فِي السَّفَرِ، فَهَلْ عَلَيَّ جُنَاحٌ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «هِيَ رُخْصَةٌ مِنَ اللَّهِ، فَمَنْ أَخَذَ بِهَا فَحَسَنٌ، وَمَنْ أَحَبَّ أَنْ يَصُومَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ»
Hamza b. Amr el-Eslemî'den (r.a) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ey Allah'ın Resulü! Kendimde yolculukta oruç tutmaya güç buluyorum (hiç zorlanmıyorum), bunda bana bir günah var mıdır? Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Bu, Allah'tan bir ruhsattır. Kim onu alırsa (tutmazsa) güzel yapmış olur; kim de oruç tutmayı severse ona bir günah yoktur.
Sahîh-i Müslim, Sıyâm 107-108 (Hadis no. 1121)SAHÎHAYNŞeriat, hükümlerini bazen doğrudan hikmetin (meşakkatin) kendisine değil, o hikmetin çoğunlukla görüldüğü sabit ve dışarıdan gözlemlenebilir bir sebebe (mazinne) bağlar. Yolculuk böyledir: Çoğu zaman meşakkat içerir, fakat her bir yolcunun meşakkat derecesini tek tek ölçmek imkânsız ve ihtilaf kaynağıdır. Şeriat bu yüzden sefer durumunun kendisini sabit bir ölçü (dâbıt) kılmış, hükmü kişinin o an hissettiği yorgunluğa değil, şer'î sefer mesafesine bağlamıştır. Böylece hem güçlü hem zayıf yolcu aynı ruhsattan istifade eder; zira insanların iç halini denetlemek mümkün olmadığından, sabit dış işaretler tercih edilmiştir.
Hamza b. Amr'ın Ben güç buluyorum, hiç zorlanmıyorum demesine rağmen Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ona ruhsatı yine de tanımıştır; bu, ruhsatın kişinin sübjektif (öznel) güç veya zafiyet haline değil, seferde olma durumunun kendisine bağlı olduğunun açık delilidir. Eğer hüküm her seferinde şahsi meşakkat derecesine göre değişseydi, insanlar birbirini yalanlar, kimse kimsenin gerçekten ne kadar yorgun olduğunu bilemez, şeriat sürekli bir ihtilaf ve şüphe kaynağı haline gelirdi. Şâri' (Allah), bu kargaşayı önlemek için sabit ve herkesçe bilinen bir ölçü koymuştur.

Kıtlıkta hadd durduruldu; nass değil, nassın kendi şartı yeniden tespit edildi.
فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Ama kim başkasının hakkına saldırmadan ve sınırı aşmadan (harama) mecbur kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Bakara Suresi, 173ÂYETHicri 18. senede Hicaz'da öyle şiddetli bir kıtlık ve kuraklık yaşandı ki insanlar develeri kesip karınlarındaki yarı sindirilmiş otları yemeye, deri parçalarını kaynatıp içmeye mecbur kaldı. Hz. Ömer (r.a) bu yılda develeri kesmeyi kısıtladı, zekât develerini fakirlere dağıttı, komşu valilerden yardım istedi ve o sene hırsızlık suçu işleyenlere elin kesilmesi cezasını uygulamadı; çünkü açlığın yaygınlığı, zaruret (ıztırar) şartının o toplumda genel olarak gerçekleştiğine dair kuvvetli bir karine oluşturuyordu.
Hz. Ömer'in bu fetvası, fetvaların zaman, mekân, hâl ve niyetlerin değişmesiyle değişebileceği kaidesinin en canlı örneğidir. Dikkat edilmelidir ki Ömer, hırsızlık haddinin farz olduğunu inkâr etmedi; o, hadd cezasının şartı olan gerçek bir ihtiyaç olmaksızın başkasının malına saldırmak unsurunun, genel bir kıtlık halinde tartışmalı hale geldiğini, şüphenin (şübhe) doğduğunu tespit etti. Nitekim fıkıh kaidesi olarak yerleşen hadler şüphelerle düşer ilkesi, bizzat böylesi sahâbe uygulamalarından süzülmüştür; Ömer dini değiştirmedi, dinin kendi iç mantığını doğru yerde uyguladı.

Unutarak yiyip içmek orucu bozmaz; dört mezhebin ittifak ettiği nadir meseledir.
مَنْ نَسِيَ وَهُوَ صَائِمٌ فَأَكَلَ أَوْ شَرِبَ فَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ، فَإِنَّمَا أَطْعَمَهُ اللَّهُ وَسَقَاهُ
Kim oruçluyken unutur da yer veya içerse, orucunu tamamlasın. Çünkü onu Allah yedirmiş ve içirmiştir.
Sahîh-i Buhârî, Savm 26 (Hadis no. 1933, 6669); Sahîh-i Müslim, Sıyâm 33 (Hadis no. 1155)SAHÎHAYNBu meselede Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri -aralarındaki pek çok füru' (teferruat) ihtilafına rağmen- unutarak yiyip içmenin orucu bozmayacağı hükmünde ittifak etmiştir; sadece Mâlikîlerde nafile oruçla farz oruç arasında kılınacak kazâ bakımından hafif bir teferruat farkı vardır. Bu denli geniş bir ittifak, orucun mahiyetine dair ortak bir usul kavrayışına işaret eder: Nebi'nin (s.a.v) Onu Allah yedirmiş ve içirmiştir ifadesi, bu fiili doğrudan failin iradesinden çıkarıp ilahi bir ikrama dönüştürmüştür.
İbadetler iki temel kategoriye ayrılır. Birincisi, hükmü doğrudan bir sebebin fiilen gerçekleşmesine bağlı olan işlemlerdir; abdesti bozan bir hadesin unutarak gerçekleşmesi, tıpkı kırılan bir eşyanın kasıtlı mı kazara mı kırıldığına bakılmaksızın kırık sayılması gibi, yine de hükmünü doğurur; çünkü buradaki hüküm salt fiziksel oluşuma bağlıdır. İkincisi ise, orucun aslı olan imsak (nefsi tutmak) gibi, özünde niyet ve kastı barındıran ibadetlerdir. Kişi unuttuğunda niyetindeki o bilinçli tutma hâli kesintiye uğramamış, sadece bilmeden bir fiil vuku bulmuştur; bu yüzden ibadetin özü zedelenmez.

Mazeretten kazâya; gündelik ibadet hayatında sık karşılaşılan beş mesele.
5 meseleSu yoksa veya kullanılamıyorsa teyemmüm abdest ve gusül yerine geçer.
وَإِنْ كُنْتُمْ مَرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ أَوْ لَامَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ مِنْهُ
Eğer hasta veya yolculukta iseniz, tuvaletten gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprağa yönelin; onunla yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin.
Mâide Suresi, 6ÂYETTeyemmümde niyet edilir, iki el temiz toprağa bir defa vurulur; yüz ve eller bileklere kadar mesh edilir. Su bulununca veya suyu kullanmaya engel olan mazeret kalkınca teyemmümün ruhsatı sona erer. Abdesti bozan hâller teyemmümü de bozar.

Sürekli özür sahibi, namaz vakti girdikten sonra temizlenip abdest alır.
ثُمَّ تَوَضَّئِي لِكُلِّ صَلَاةٍ حَتَّى يَجِيءَ ذَلِكَ الْوَقْتُ
Sonra o vakit gelinceye kadar her namaz için abdest al.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü'l-Vudû', 228SAHÎHAYNSürekli idrar, kanama veya benzeri mazereti bulunan kimse namaz vakti girdikten sonra temizlenir, mümkünse koruyucu bir bez kullanır ve abdest alır. Aynı vakit içinde farzını ve dilediği nâfileleri kılar. Mazeret dışındaki bir abdest bozucu gerçekleşmedikçe o vakit boyunca gelen akıntı ibadetine engel olmaz.

İkinci rek'atın rükûuna yetişen cumayı, daha sonra yetişen öğleyi tamamlar.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ
Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah'ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın.
Cuma Suresi, 9ÂYETCuma namazına yetişmiş sayılmak için imamın ikinci rek'atının rükûuna yetişmek gerekir. Buna yetişen kimse imam selâm verdikten sonra bir rek'at daha kılar. İkinci rek'atın rükûundan sonra yetişen ise öğle namazına niyet eder ve imamın selâmından sonra dört rek'at tamamlar.

Uyku veya unutmayla kaçırılan namaz, hatırlanır hatırlanmaz kılınır.
مَنْ نَسِيَ صَلَاةً أَوْ نَامَ عَنْهَا فَكَفَّارَتُهَا أَنْ يُصَلِّيَهَا إِذَا ذَكَرَهَا
Kim bir namazı unutur veya uyuyup kalırsa, onun kefâreti hatırladığı zaman o namazı kılmasıdır.
Sahîh-i Müslim, Kitâbü'l-Mesâcid, 684SAHÎHAYNUyuyakalan veya unutan kimse, namazı hatırladığı anda sünnetiyle birlikte kılar; sabah namazı güneş doğduktan sonra hatırlansa da aynı usul geçerlidir. Namazı kasıtlı olarak terk eden kimse için geçmiş namazları sayarak kazâ etmek yerine samimi tevbe, namaza devam ve çokça nâfile ibadet gerekir.

Kalben niyet yeterlidir; sahura oruç için kalkmak da niyet sayılır.
مَنْ لَمْ يُجْمِعِ الصِّيَامَ قَبْلَ الْفَجْرِ فَلَا صِيَامَ لَهُ
Fecrden önce oruca niyet etmeyen kimsenin orucu yoktur.
Sünenü Ebî Dâvûd, Kitâbü's-SavmESERRamazan, kazâ, adak ve kefâret gibi farz oruçlarda niyet fecr-i sâdıktan önce bulunmalıdır. Kalbin ertesi gün oruç tutacağını bilmesi yeterlidir; diliyle ayrıca söylemesi gerekmez. Ramazan başında ayın tamamına yönelen niyet geçerlidir; sefer veya hastalıkla oruca ara verilirse yeniden başlarken niyet yenilenir.

Zekât, fitre, kurban ve kefârette yükümlülüğün sınırlarını belirleyen beş mesele.
5 meseleNisap, mülkiyet, zaman, niyet ve temlik şartları birlikte gözetilir.
وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ
Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.
Bakara Suresi, 43ÂYETAltın, gümüş, para ve ticaret malları nisaba ulaşıp üzerinden kamerî yıl geçtiğinde kırkta bir zekât verilir. Borcun bulunması, eldeki nisap malının zekâtını düşürmez; kişi imkân bulursa borcunu öder, elinde kalan zekâta tâbi mala da zekâtını verir. Zekâtın hak sahibine ulaştırılması gerekir.

Zekât, Kur'an'da sayılan sekiz hak sahibi sınıfından birine ulaştırılır.
إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ
Zekâtlar yalnız fakirler, düşkünler, zekât toplayan görevliler, kalpleri ısındırılacak olanlar, hürriyetine kavuşacak köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmışlar içindir.
Tevbe Suresi, 60ÂYETZekât, Tevbe sûresinde sayılan sekiz sınıfın dışına çıkarılmaz. Fakir ve miskinler, zekât görevlileri, kalpleri İslam'a ısındırılacak kimseler, kölelikten kurtulacaklar, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmış yolcular bu sınıflardır. Cami yapımı gibi doğrudan temlik bulunmayan genel projeler zekâtın yerine geçmez.

Fitre, ihtiyaç sahibine bayramdan önce ulaştırılması güzel olan malî bir ibadettir.
فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ زَكَاةَ الْفِطْرِ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ عَلَى الْعَبْدِ وَالْحُرِّ وَالذَّكَرِ وَالْأُنْثَى وَالصَّغِيرِ وَالْكَبِيرِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ
Resulullah, fıtır sadakasını Müslümanlardan köle-hür, erkek-kadın, küçük-büyük herkes için bir sâ' hurma veya bir sâ' arpa olarak gerekli kıldı.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü'z-Zekât, 1503SAHÎHAYNBayram günü kendisinin ve bakmakla yükümlü olduklarının temel yiyeceğinden fazlasına sahip olan Müslüman, aile fertleri adına birer sâ' temel gıda verir. Fitre bayram namazından önce çıkarılır; bir veya iki gün önceden verilmesi de câizdir. Para değil, beldenin temel gıdasından verilmesi esastır.

Gücü yeten Müslüman için kurban müekked sünnettir; bir kurban aile adına yeterlidir.
وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ
Kurbanlık büyükbaş hayvanları sizin için Allah'ın nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Sıra hâlinde dururken üzerlerine Allah'ın adını anın.
Hac Suresi, 36ÂYETKurban, gücü yeten kimse için müekked sünnettir ve terk edilmemesi gerekir; fakat borçlanarak kesmek zorunlu değildir. Bir koyun yahut keçi kişinin kendisi ve ailesi adına yeterlidir. Sığır ve devede ise yedi kişiye kadar ortaklık kurulabilir.

Bozulan geçerli yeminin kefâreti, Kur'an'daki imkân sırasına göre yerine getirilir.
فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ
Kefâreti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak yahut onları giydirmek veya bir köle azat etmektir. Bunlara gücü yetmeyen üç gün oruç tutar.
Mâide Suresi, 89ÂYETBozulan geçerli yemin için on yoksul, aileye yedirilen orta ölçüde yemekle doyurulur veya giydirilir; köle azadı da âyetteki seçeneklerdendir. Bu üçünden hiçbirine gücü yetmeyen kimse üç gün oruç tutar. Malî seçeneğe gücü yeten kişi doğrudan oruca geçmez.

Abdestin farzları, ağız temizliği, suyun ulaşması, şüphe ve Mushaf âdâbı.
5 meseleAbdestte yıkama, mesh, sıra ve kesintisizlik eksiksiz korunur.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَيْنِ
Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı mesh edin, ayaklarınızı da topuklara kadar yıkayın.
Mâide Suresi, 6ÂYETNiyet edilir ve Allah'ın adı anılır; yüz, kollar ve ayaklar yıkanır, baş kulaklarla birlikte mesh edilir. Âyetteki sıraya uyulur ve uzuvların yıkanması arasında uzun ara verilmez. Üçer defa yıkamak kemal, her uzvu tam olarak bir defa yıkamak ise yeterli ölçüdür.

Ağız ve diş temizliği, uygun bir araçla yapıldığında misvak sünnetinin maksadı gerçekleşir.
لَوْلَا أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي لَأَمَرْتُهُمْ بِالسِّوَاكِ عِنْدَ كُلِّ صَلَاةٍ
Ümmetime güçlük verecek olmasaydım, onlara her namaz vaktinde misvak kullanmalarını emrederdim.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü't-TemennîSAHÎHAYNHz. Peygamber döneminde ağız temizliğinde misvak kullanılıyordu. Bugün diş fırçası veya ağız sağlığına uygun başka bir araçla aynı temizlik sağlandığında sünnetin maksadı yerine gelir. Önemli olan ağız ve diş bakımının ihmal edilmemesidir.

Suyun deri veya tırnağa ulaşmasını engelleyen isteğe bağlı tabaka giderilmelidir.
وَإِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا
Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin.
Mâide Suresi, 6ÂYETOje ve kurumuş boya gibi suyun deri veya tırnakla temasını engelleyen maddeler abdest ve gusülden önce çıkarılır. Jöle gibi tabaka oluşturmayan ürünler engel sayılmaz. Meslek sebebiyle çıkarılması güç olan boya, hamur ve benzeri kalıntılar için ise kolaylık hükmü uygulanır.

Abdest hakkında sonradan doğan şüphe, kesin olarak bilinen önceki hâli değiştirmez.
لَا يَنْصَرِفْ حَتَّى يَسْمَعَ صَوْتًا أَوْ يَجِدَ رِيحًا
Bir ses işitmedikçe veya bir koku duymadıkça namazdan ayrılmasın.
Sahîh-i Müslim, Kitâbü'l-HayzSAHÎHAYNAbdest aldığından emin olup bozulup bozulmadığında şüphe eden kimse abdestli sayılır. Abdestinin bozulduğunu bildiği hâlde yeniden alıp almadığından şüphe eden ise abdestsizdir. Çünkü kesin olarak bilinen hâl, sırf şüpheyle ortadan kalkmaz.

Kur'an ezberden abdestsiz okunabilir; Mushafa dokunmak için abdest gerekir.
لَا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ
Ona ancak tertemiz olanlar dokunabilir.
Vâkıa Suresi, 79ÂYETKur'an'ı ezberden abdestsiz okumak mümkündür; abdestli okumak ise edeptendir. Mushafa abdestsiz dokunmama konusunda mezhepler ortak kanaate sahiptir. Eğitim ve benzeri gerçek mazeretler ayrıca değerlendirilir.

Sargıdan gusle; hükmî temizliğin asgari ölçüsü ve kolaylık sınırları.
5 meseleYıkamak zarar veriyorsa sargı üzerine bir defa mesh edilir; mesh de zararlıysa terk edilir.
وَإِنْ كُنْتُمْ مَرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا
Eğer hasta veya yolculukta iseniz ve su bulamazsanız temiz toprağa yönelin.
Mâide Suresi, 6ÂYETSargıyı açıp yaranın altını yıkamak zararlı değilse normal temizlik yapılır. Açmak veya yıkamak zarar veriyorsa sargı üzerine bir defa mesh yeterlidir ve bunun belirli bir süresi yoktur. Sargı abdest organlarının çoğunu kaplıyorsa teyemmüm edilir.

Gusle niyet edilir ve su, kuru yer kalmayacak biçimde bütün bedene ulaştırılır.
وَإِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا
Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin.
Mâide Suresi, 6ÂYETCünüplüğü gidermeye niyet edilir; ağız ve burun dâhil bütün bedene su ulaştırılır. Sünnete uygun gusülde eller ve avret yeri yıkanır, namaz abdesti alınır, ardından baştan başlayarak bütün beden kuru yer kalmayacak şekilde yıkanır.

Gusülde niyet gerekir; besmeleyi unutmak guslü geçersiz kılmaz.
إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى
Ameller niyetlere göredir; herkese ancak niyet ettiği vardır.
Sahîh-i Buhârî, Bed'ü'l-VahySAHÎHAYNGusül, cünüplüğü gidermeye niyet edilerek yapılır; sıradan serinleme veya temizlik banyosu bu niyet olmadan cenabet guslü yerine geçmez. Besmele meşrudur. Unutulduğunda gusül geçerlidir; hatırlandığı yerde Allah'ın adı anılır.

Gusül abdesti de içerir; ayrıca bozan bir hâl olmadıkça yeniden abdest gerekmez.
كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يَتَوَضَّأُ بَعْدَ الْغُسْلِ
Resulullah gusülden sonra ayrıca abdest almazdı.
Sünenü't-Tirmizî, Kitâbü't-TahâreESERGusülde abdest organları da bütünüyle yıkandığı için ayrıca namaz abdesti almaya ihtiyaç yoktur. Ancak gusül esnasında abdesti bozan bir durum gerçekleşirse namazdan önce abdest alınır.

Cünüp kimse yiyip uyuyabilir; guslü bir namazı kaçıracak kadar geciktiremez.
وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ حَتَّى تَغْتَسِلُوا
Cünüp iken de yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın; yolcu olmanız müstesna.
Nisâ Suresi, 43ÂYETCünüp kimse ihtiyaç hâlinde avret mahallini temizleyip abdest alarak veya en azından elini ve ağzını yıkayarak uyuyabilir, yiyip içebilir. Bununla birlikte ilk fırsatta gusletmeli; namazı kaçıracak biçimde geciktirmemelidir.

Vakit, niyet ve kıraatin namazı kuran açık sınırları.
5 meseleSabah namazının vakti imsakla girer ve güneş doğuncaya kadar sürer.
وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ
Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin ve için.
Bakara Suresi, 187ÂYETİmsak vakti fecr-i sâdıkın doğduğu andır; aynı anda yatsı vakti çıkar ve sabah namazı vakti girer. Vaktin girdiği kesinleşince namazı ilk vaktinde kılmak sünnettir; güneş doğumuna yaklaşacak kadar geciktirilmez.

Güneş doğarken, tam tepedeyken ve batarken namaz kılınmaz.
ثَلَاثُ سَاعَاتٍ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَنْهَانَا أَنْ نُصَلِّيَ فِيهِنَّ
Resulullah bize üç vakitte namaz kılmayı yasaklardı.
Sahîh-i Müslim, Kitâbü Salâti'l-MüsâfirînSAHÎHAYNKerâhet vakitleri güneşin doğup yükselmesine kadar geçen süre, güneşin tam tepe noktasında bulunduğu an ve güneşin batışa geçtiği zamandır. Bu sınırlama, Müslümanın ibadet kimliğini korur ve güneşe tapan toplulukların vakitlerine benzemeyi önler.

Namazda muteber olan kalpteki niyettir; bunu dille söylemek şart değildir.
إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى
Ameller niyetlere göredir; herkese ancak niyet ettiği vardır.
Sahîh-i Buhârî, Bed'ü'l-VahySAHÎHAYNNiyetin yeri kalptir. Resulullah'tan ve ashaptan namaza başlarken niyet cümlesi söylemek nakledilmemiştir. Bu sebeple kişi kılacağı namazı kalbinde belirler, diliyle özel bir formül söylemez.

Meal Kur'an lafzının yerini tutmadığı için namazda kıraat sayılmaz.
فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ
Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun.
Müzzemmil Suresi, 20ÂYETKur'an, yalnız manadan değil indirildiği lafızlardan da oluşur. Tercüme, mütercimin anladığı manayı başka bir dilde ifade eder ve Kur'an hükmünde değildir. Bu sebeple namazda sûrelerin Türkçe tercümesi kıraat yerine geçmez; dua ise kişinin kendi diliyle yapılabilir.

Sûreyi yalnız zihinden geçirmek kıraat değildir; harfler dil ve dudaklarla çıkarılır.
وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا
Kur'an'ı ağır ağır, tane tane oku.
Müzzemmil Suresi, 4ÂYETKonuşma yetisi bulunan kişi Fâtiha ve diğer sûreleri diliyle okumalıdır. Sessiz namazda kendi duyabileceği kadar hafif sesle, harfleri yerlerinden çıkararak okur; yanında bulunanları rahatsız edecek kadar sesi yükseltmez.

Rükûdan secdeye, namazın beden ve kalple yerli yerinde tamamlanması.
5 meseleRükû, doğrulma, secde ve oturuş sükûnetle ve yerli yerinde yapılır.
ثُمَّ ارْكَعْ حَتَّى تَطْمَئِنَّ رَاكِعًا
Sonra rükûya var ve rükûda sükûnete erişinceye kadar bekle.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü'l-EzânSAHÎHAYNRükûda, rükûdan doğrulmada, secdede ve iki secde arasındaki oturuşta bedenin sükûnete kavuşması namazın rükünlerindendir. Bu sükûneti terk ederek aceleyle kılınan namaz tamam değildir; kişi her rükne hakkını vermelidir.

Secdede alın ve burun birlikte yere konur; ikisi de secde uzuvlarındandır.
أُمِرْتُ أَنْ أَسْجُدَ عَلَى سَبْعَةِ أَعْظُمٍ
Yedi kemik üzerine secde etmekle emrolundum.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü'l-EzânSAHÎHAYNResulullah alınla birlikte burnu, iki eli, iki dizi ve iki ayağın uçlarını secdeye koymayı emretmiştir. Özür bulunmadığı hâlde bu uzuvlardan birini kaldırarak secdeyi sürdürmek câiz değildir. Alın ve burun tek secde uzvu gibi birlikte yere yerleştirilir.

Rükûdan sonra ve iki secde arasında beden yerleşinceye kadar beklenir.
ثُمَّ ارْفَعْ حَتَّى تَعْدِلَ قَائِمًا ثُمَّ اسْجُدْ حَتَّى تَطْمَئِنَّ سَاجِدًا
Sonra iyice doğruluncaya kadar kalk; ardından secdeye var ve secdede sükûnete erişinceye kadar bekle.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü'l-EzânSAHÎHAYNRükûdan sonra bel doğrulup bütün uzuvlar yerine gelinceye kadar ayakta durulur. İki secde arasında da beden yerleşinceye kadar oturulur. Bu iki rüknü bilerek veya bilmeyerek tümüyle terk eden kimse eksik rek'atı tamamlamadan namazını tamamlamış sayılmaz.

Huşû, kalbi ve bedeni Allah'ın huzurunda namaza vermekle korunur.
قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir; onlar namazlarında huşû içindedirler.
Mü'minûn Suresi, 1-2ÂYETNamazda sağa sola bakmaktan, elbiseyle oynamaktan ve rükünleri aceleye getirmekten kaçınılır. Okunan sûre ve zikirlerin anlamına yönelmek huşûya yardımcı olur. Zihin dağıldığında kişi düşüncenin peşine düşmeden yeniden namaza döner.

Farz namaz ciddi ihtiyaçta, nâfile namaz ise ebeveynin normal çağrısında bırakılabilir.
وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا
Anne ve babaya iyilik edin.
İsrâ Suresi, 23ÂYETFarz namazda anne veya babanın normal çağrısı için namaz bozulmaz. Ciddi bir ihtiyaç ya da tehlike varsa namaz bırakılıp yardım edilir. Nâfile namazda ise çağrının namazı engelleme kastı taşımadığı durumda cevap vermek ve ebeveynin gönlünü gözetmek öne alınır.

İmama uymak, mekân birliği ve cuma yükümlülüğünün günlük hayattaki karşılığı.
5 meseleMazereti olmayan erkek, vakit namazını mescitte cemaatle kılar.
صَلَاةُ الْجَمَاعَةِ أَفْضَلُ مِنْ صَلَاةِ الْفَذِّ بِسَبْعٍ وَعِشْرِينَ دَرَجَةً
Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece üstündür.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü'l-EzânSAHÎHAYNEzanı işiten, sağlıklı ve güvenlik içinde olan erkeğin farz namazları mescitte cemaatle kılması gerekir. Hastalık, tehlike, şiddetli yağmur ve benzeri meşru mazeretler bulunmadıkça evde tek başına kılmayı alışkanlık hâline getirmek câiz değildir.

Mezhep farklılığı imama uymaya engel değildir; imamın kendi namazının sahîh olması yeterlidir.
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ
Müminler ancak kardeştir.
Hucurât Suresi, 10ÂYETFarklı mezhebe mensup bir imamın arkasında namaz kılınabilir. İmamın kendi mezhebine göre namazı bozulmadıkça cemaatin namazı da tamamdır. İmamın abdest veya namazının kendi mezhebine uygun olup olmadığını ayrıca araştırmak gerekmez.

Yalnız ses bağlantısı yetmez; imamla cemaat arasında hükmî mekân birliği gerekir.
إِنَّمَا جُعِلَ الْإِمَامُ لِيُؤْتَمَّ بِهِ
İmam, kendisine uyulmak için imam yapılmıştır.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü's-SalâtSAHÎHAYNAynı binanın bitişik katlarında, asıl mescit cemaati almadığında ses bağlantısıyla imama uyulabilir. Ancak araya yol, ırmak veya mekân birliğini koparan başka bir engel giriyorsa yalnız hoparlör sesiyle imama uymak geçerli değildir.

Cuma, akıllı, ergen, mukim ve mazeretsiz Müslüman erkeklere farz-ı ayındır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ
Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah'ı anmaya yönelin ve alışverişi bırakın.
Cuma Suresi, 9ÂYETCuma namazı akıllı, ergen, mukim ve geçerli mazereti bulunmayan erkeklere farzdır. Kadınlar, yolcular ve hastalar cuma ile yükümlü değildir; bununla birlikte cumayı kılarlarsa namazları geçerli olur ve ayrıca öğle namazı kılmazlar.

Sıradan iş yoğunluğu cuma namazını terk etmek için geçerli mazeret değildir.
وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
Cuma Suresi, 9ÂYETHayati önemi bulunan kesintisiz görevler dışında iş vaktinin cumaya denk gelmesi tek başına mazeret değildir. İzin verilmeyen çalışan hukukî hakkını aramalı ve uygun bir iş imkânı araştırmalıdır. Başka geçim yolu bulamayan kişi için durum, yeni iş buluncaya kadar geçici mazeret sayılabilir.

Sefer, ulaşım ve rahatsızlık hâlinde namazın güç ölçüsünde edası.
5 meseleSeferîlik, yaşanılan yerin meskûn sınırından çıkıldıktan sonra başlar.
وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلَاةِ
Yeryüzünde yolculuğa çıktığınızda namazı kısaltmanızda size günah yoktur.
Nisâ Suresi, 101ÂYETYolculuk hükümleri, kişi beldesinin yerleşik yapılarını geride bırakınca başlar. Evden çıkmak veya araç terminaline ulaşmak tek başına yeterli değildir; oturduğu şehrin meskûn sınırını fiilen aşması gerekir.

Seferî kimse mukim imama uyduğunda dört rek'atlı namazı tam kılar.
إِنَّمَا جُعِلَ الْإِمَامُ لِيُؤْتَمَّ بِهِ
İmam, kendisine uyulmak için imam yapılmıştır.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü's-SalâtSAHÎHAYNSeferî kişi mukim imama uyduğunda dört rek'atı imamla tamamlar. İkinci rek'atta selâm vererek ayrılırsa namazı geçerli olmaz. Namazı yeniden tek başına kılması gerekirse bu defa seferî hükmüyle iki rek'at kılar.

Gemide namaz imkân ölçüsünde ayakta, kıbleye dönerek, rükû ve secdeyle kılınır.
وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ
Allah'ın huzurunda gönülden boyun eğerek durun.
Bakara Suresi, 238ÂYETAyakta durulabilen gemide namaz kıyam, rükû ve secdeyle kılınır. Baş dönmesi gibi bir mazeret varsa oturmak mümkündür. Namaza kıbleye dönerek başlanır; geminin yönü değiştikçe imkân ölçüsünde yeniden kıbleye yönelinir ve cemaatle namaz kılınabilir.

Zaruret hâlinde farz namaz araçta oturarak ve îmâ ile kılınabilir.
فَإِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالًا أَوْ رُكْبَانًا
Eğer korkarsanız namazı yaya veya binek üzerinde kılın.
Bakara Suresi, 239ÂYETNormal şartlarda farz namazın mola yerinde veya yolculuk öncesi ve sonrasında kılınması esastır. Güvenlik, uygun yer bulamama ya da aracın durmaması gibi zaruretlerde kişi oturduğu yerde îmâ ile kılabilir. Öğle-ikindi ve akşam-yatsı namazları yolculukta gerektiğinde cem edilebilir.

Ayakta veya yerde kılamayan kimse sandalyede oturur ve secdeleri îmâ ile yapar.
لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا
Allah hiç kimseyi gücünün yettiğinden fazlasıyla yükümlü kılmaz.
Bakara Suresi, 286ÂYETAyakta durabilen kişi namaza ayakta başlar; secdeye güç yetiremiyorsa oturarak îmâ eder. Yere oturamayan kimse sandalye kullanabilir. Rahatsızlık namazın aslî şeklini engellemiyorsa kolaylık hükmüne geçilmez; mazeret kişinin gerçek durumuna göre değerlendirilir.

Yükümlülükten imsaka, sahurdan oruç tutulmayan günlere kadar beş temel ölçü.
5 meseleRamazan orucu Müslüman, akıllı ve ergen kimselere farzdır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ
Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.
Bakara Suresi, 183ÂYETOruç Müslüman, akıllı ve ergen kimselere farzdır. Yolculuk, geçici hastalık, gebelik veya emzirme gibi durumlarda tutulamayan günler daha sonra kazâ edilir. Yaşlılık veya iyileşme ümidi bulunmayan hastalık kalıcıysa her gün için fidye verilir.

Hastalık, yolculuk ve ciddi zarar ihtimali şartları oluştuğunda orucu erteleme sebebidir.
فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ
İçinizden hasta veya yolcu olan, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar.
Bakara Suresi, 184ÂYETHastalık, yolculuk, yaşlılık, ileri derecede açlık ve susuzluk, zorunlu ağır iş ile gebe veya emzikli olmak belirli şartlarda ruhsat sebebidir. Geçici mazerette kazâ, kalıcı mazerette fidye gerekir. Fakihler ruhsatı her meşakkate yaymamış, gerçek ve ciddi zararı esas almıştır.

İmsak ve ezan başladığında yeme içme bırakılır; ezanın sonu beklenmez.
وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ
Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin ve için.
Bakara Suresi, 187ÂYETTakvimdeki imsak fecr-i sâdığın başladığı, gecenin bittiği ve sabah namazı vaktinin girdiği andır. Ezanın sonunu bekleyerek yemeye devam edilmez. Ezan başladığı sırada ağızda bulunan lokmanın yutulmasında ise sakınca görülmemiştir.

Sahura kalkmak sünnettir; oruca güç ve seher vaktini değerlendirme imkânı verir.
تَسَحَّرُوا فَإِنَّ فِي السَّحُورِ بَرَكَةً
Sahur yapın; çünkü sahurda bereket vardır.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü's-SavmSAHÎHAYNSahura kalkmak ve sahuru geciktirmek sünnettir. Sahur, gün içinde oruca güç verir; aynı zamanda seher vaktinde uyanık kalıp dua ve istiğfar etme imkânı sağlar. Bu iki yönüyle oruca canlı ve hazırlıklı başlamaya yardımcı olur.

Ramazan Bayramı'nın ilk ve Kurban Bayramı'nın dört gününde oruç tutulmaz.
نَهَى النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ صَوْمِ يَوْمِ الْفِطْرِ وَالنَّحْرِ
Peygamber, Ramazan ve Kurban bayramı günlerinde oruç tutmayı yasakladı.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbü's-SavmSAHÎHAYNRamazan Bayramı'nın birinci gününde ve Kurban Bayramı'nın dört gününde oruç tutmak yasaktır. Bayramlar yeme, içme, paylaşma ve sevinç günleridir. Şek günü, yalnız cuma günü ve aralıksız visal orucu gibi bazı uygulamalar da ayrıca mekruh görülmüştür.

Tedavinin oruca etkisi ile kazâ ve fidye arasındaki sınır.
5 meseleBesleyici olmayan aşı ve iğne orucu bozmaz; gıda ve serum niteliğindekiler bozar.
يُرِيدُ اللَّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ
Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez.
Bakara Suresi, 185ÂYETTedavi ve aşı amacı taşıyan, vücuda gıda vermeyen iğneler orucu bozmaz. Gıda veya vitamin enjeksiyonu, serum ve kan verilmesi orucu bozar ve o gün kazâ edilir. Mümkünse tedavinin iftar sonrasına alınması ihtiyatlıdır; sağlık ihtiyacı ertelenmez.

Diş tedavisi orucu bozmaz; su, kan veya ilaç boğaza ulaşırsa kazâ gerekir.
وَبَالِغْ فِي الِاسْتِنْشَاقِ إِلَّا أَنْ تَكُونَ صَائِمًا
Oruçlu olmadığın sürece burnuna su vermekte mübalağa et.
Sünenü Ebî Dâvûd, Kitâbü't-TahâreESERDiş tedavisinin kendisi ve ağrıyı gidermek için yapılan besleyici olmayan enjeksiyon orucu bozmaz. Tedavi sırasında su, kan veya kullanılan ilaçlardan biri boğaza ulaşırsa oruç bozulur ve kazâ gerekir. İşlem sırasında yutkunmamaya özen gösterilir.

Diş fırçalamak orucu bozmaz; macun veya suyun boğaza kaçmaması gerekir.
وَبَالِغْ فِي الِاسْتِنْشَاقِ إِلَّا أَنْ تَكُونَ صَائِمًا
Oruçlu olmadığın sürece burnuna su vermekte mübalağa et.
Sünenü Ebî Dâvûd, Kitâbü't-TahâreESERBoğaza su kaçırmadan ağzı çalkalamak ve dişleri fırçalamak orucu bozmaz. Macun veya su yutulursa oruç bozulur. Bu sebeple dişlerin imsaktan önce ya da iftardan sonra fırçalanması; gündüz fırçalanacaksa macun kullanılmaması daha uygundur.

İleri yaş veya kalıcı hastalık sebebiyle oruç tutamayan her gün için fidye verir.
وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ
Oruca güç yetiremeyenler için bir yoksulu doyuracak fidye vardır.
Bakara Suresi, 184ÂYETİleri yaş veya iyileşme ümidi bulunmayan hastalık sebebiyle oruç tutamayan kişi her gün için bir fidye verir. Bir fidye, bir kişiyi bir gün doyuracak yiyecek veya bunun bedelidir ve fitre miktarına denktir. İmkânı olanın daha fazlasını vermesi güzeldir.

Oruç tutmaya gücü yeten kimse fidye vererek oruç borcundan kurtulamaz.
وَأَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
Bakara Suresi, 184ÂYETMazeretsiz tutmayan kimse fidye vererek borcundan kurtulamaz; samimiyetle tövbe eder. Yolculuk veya iyileşmesi beklenen hastalık gibi geçici bir mazeret sebebiyle erteleyen kimse de fidye değil, mazereti kalkınca kazâ ile yükümlüdür.

Borç, kira, ticaret, ziynet ve ödeme yolunda zekât hesabının uygulanışı.
5 meseleBorç, eldeki nisap malının zekâtını kendiliğinden düşürmez.
وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ
Borçlular ve Allah yolunda olanlar için.
Tevbe Suresi, 60ÂYETBorçlu kimse elindeki para, altın veya ticaret malı nisaba ulaşıp üzerinden bir yıl geçtiğinde zekâtını verir. Borcun varlığı zekâtı düşürmez. En doğru yol, vadesi gelen borcu ödedikten sonra elde kalan zekâta tâbi malın hesabını yapmaktır.

Biriken kira geliri nisaba ulaşır ve üzerinden bir yıl geçerse zekâtı verilir.
خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا
Onların mallarından, kendilerini temizleyip arındıracağın bir sadaka al.
Tevbe Suresi, 103ÂYETKiraya verilen evin veya dükkânın kendi değerinde zekât yoktur. Kira geliri nisaba ulaşır ve sahibinin elinde kamerî yılını tamamlarsa yüzde iki buçuk zekât verilir. Gelir yıl dolmadan harcanmışsa o kısım için zekât gerekmez.

Ticaret malı, hesap günündeki güncel değeri üzerinden yüzde iki buçuk zekâta tâbidir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ
Ey iman edenler! Kazandıklarınızın temiz ve güzel olanlarından harcayın.
Bakara Suresi, 267ÂYETTicaret malı nisap değerine ulaşıp üzerinden bir kamerî yıl geçtiğinde yüzde iki buçuk zekât verilir. Hesaplama gününde malın piyasadaki güncel değeri alınır; henüz gerçekleşmemiş muhtemel kâr ayrıca eklenmez.

Nisaba ulaşan altın ve gümüş ziynet, kullanılsa da zekâta tâbidir.
وَآتُوا الزَّكَاةَ
Zekâtı verin.
Bakara Suresi, 43ÂYETKadının kullandığı altın ve gümüş takılar nisaba ulaştığında zekâtı verilir. Bu, delillerin umumuna daha uygun olan görüştür. Üzerinden bir kamerî yıl geçen ziynetin değeri hesaplanır ve kırkta biri zekât olarak çıkarılır.

Zekât havale veya EFT ile ödenebilir; işlem masrafı ayrıca karşılanır.
وَآتُوا الزَّكَاةَ
Zekâtı verin.
Bakara Suresi, 43ÂYETZekât sahibi ödemeyi bizzat yapabilir, birini vekil tayin edebilir veya banka yoluyla gönderebilir. Önemli olan zekâtın hak sahibine ulaşmasıdır. Havale ve EFT masrafı zekât miktarından kesilmez; gönderen tarafından ayrıca karşılanır.

Kesim vaktinden paylaşıma; kurbanın rüknü, derisi ve akîka sünneti.
5 meseleKurban vakti bayram namazından sonra başlar, son teşrik günü gün batımında biter.
فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ
Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
Kevser Suresi, 2ÂYETKesim, imamın bayram namazını tamamlamasından sonra başlar. Bayram günü ile onu izleyen üç teşrik gününde, son gün güneş batıncaya kadar yapılabilir. Gece de geçerlidir; güvenli ve düzgün kesim için gündüz tercih edilir.

Kurban etinden yenir ve ikram edilir; paylar için bağlayıcı bir oran yoktur.
فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقِيرَ
Onlardan yiyin ve sıkıntı içindeki yoksulu doyurun.
Hac Suresi, 28ÂYETKurban sahibi etten kendisi ve ailesiyle yer, dilediği kimselere hediye eder ve fakirlere sadaka verir. Üç eşit parçaya ayırmak şart değildir. İhtiyaca göre bir bölümü artırılabilir; esas olan Allah'ın nimetinden yemek ve muhtacı gözetmektir.

Kurban derisi kullanılır veya bağışlanır; kesim ücreti olarak verilemez.
أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ أَنْ أَتَصَدَّقَ بِلُحُومِهَا وَجُلُودِهَا وَأَجِلَّتِهَا
Resulullah bana kurbanların etlerini, derilerini ve örtülerini sadaka vermemi emretti.
Sahîh-i Müslim, Kitâbü'l-HacSAHÎHAYNKurban sahibi deriyi evinde kullanabilir, bir yoksula veya hayır kurumuna verebilir. Deri kasap ücreti olarak verilemez ve kişisel kazanç için satılamaz. Satılmışsa elde edilen bedelin yoksullara verilmesi gerekir.

Kurbanın bedelini sadaka vermek, hayvanı keserek yapılan kurban ibadetinin yerini tutmaz.
فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ
Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
Kevser Suresi, 2ÂYETHer ibadet emredildiği biçimde yerine getirilir. Kurbanın rüknü hayvanın usulüne uygun kesilmesidir; bedelini vermek veya hayvanı kesmeden bağışlamak kurban sayılmaz. Sadaka ayrıca değerli bir ibadettir, fakat kurbanın alternatifi değildir.

Akîka sünnettir; erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir koyun kesilir.
كُلُّ غُلَامٍ رَهِينَةٌ بِعَقِيقَتِهِ تُذْبَحُ عَنْهُ يَوْمَ سَابِعِهِ وَيُحْلَقُ وَيُسَمَّى
Her çocuk akîkası karşılığında bir rehine gibidir; yedinci gününde onun adına kurban kesilir, saçı tıraş edilir ve kendisine isim verilir.
Sünenü Ebî Dâvûd, Kitâbü'l-EdâhîESERAkîka doğumun yedinci günü kesilir; mümkün olmazsa on dördüncü veya yirmi birinci gün, bunlar da geçerse daha sonra kesilebilir. Erkek çocuk için birbirine denk iki, kız çocuk için bir koyun sünnettir. Aynı gün çocuğun saçı tıraş edilir ve isim verilir.
