İbn Kesîr
Doğrusu biz, yüzünün semaya doğru çevrilip durduğunu görüyoruz. Şimdi seni hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede bulunursanız bulunun, yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphesiz ki, kendilerine kitab verilenler bunun Rablarından gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Allah, onların yaptıklarından gafil değildir.
Sa'dî
144- Biz yüzünü göğe doğru evirip çevirmeni elbette görüyoruz. Onun için seni hoşnut olacağın bir kıbleye döndüreceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. Her nerede bulunursanız bulunun yüzlerinizi o yöne çevirin. Şüphe yok ki kendilerine kitap verilenler bunun Rabb’lerinden gelen bir hak olduğunu pek iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından gafil değildir.
144. Yüce Allah, Peygamberine hitaben:“Biz yüzünü göğe doğru evirip çevirmeni” Kâbe’ye yönelmeyi emreden vahyin inişini bekleyerek ve arzulayarak göğün her bir tarafına çokça bakıp durmanı “elbette görüyoruz.” Yüce Allah’ın: “yüzünün” buyurup da “gözünün” buyurmamış olması, hem Peygamber’in bu işe fazla önem verdiği dolayısıyladır, hem de yüzün evirilip çevrilmesinin aynı zamanda gözün de evrilip çevrilmesini gerektirmesinden dolayıdır. “Onun için seni hoşnut olacağın bir kıbleye” sevdiğin kıble olan Kâbe’ye “döndüreceğiz.” Biz seni dost edindiğimizden dolayı, o yöne çevireceğiz. Bu buyruk Peygamber’in fazilet ve şerefini de açıklamaktadır. Çünkü Yüce Allah onu hoşnut edecek şeyi yapmaktadır. Daha sonra Yüce Allah Peygamber’e bu kıbleye yönelmesini açıkça emrederek:“Artık yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir” diye buyurmaktadır. Yüzle insan bedeninin ön tarafına denk gelen yön kastedilmektedir. “Her nerede bulunursanız bulunun” karada yahut denizde, doğuda ya da batıda, güneyde yahut kuzeyde olun “yüzlerinizi o yöne çevirin.” İşte bu buyruktan farz olsun nafile olsun bütün namazlar için Kabe’ye yönelmenin farz olduğu anlaşılmaktadır. Yine bu buyruktan anlaşıldığına göre eğer bizzat kıbleye yönelme imkânı varsa yönelin; aksi takdirde kıblenin bulunduğu tarafa yönelmek yeterlidir. Bedenen kıbleden başka tarafa dönmek ise namazı bozar. Çünkü bir şeyi emretmek onun aksini yasaklamak demektir. Yüce Allah bundan önceki buyruklarda Kitab ehlinden olsun başkalarından olsun, bu işe itiraz edenleri ve onlara verilen cevabı söz konusu etmiş idi. Burada da Kitap ehli ile onların ilim adamlarının, Rasulün bu hususta apaçık bir hak üzere olduğunu bildiklerini söz konusu etmektedir. Çünkü onlar bunu kendi kitaplarında bulmaktadırlar. Dolayısı ile itirazları sadece inat ve kıskançlıklarından dolayıdır. Onlar hatalarını bildiklerine göre artık bu yaptıklarına aldırış etmeyin. Çünkü kişi kendisine itiraz eden kimsenin itiraz ettiği hususun şüpheli olması ve itirazcının da doğru söyleme imkânının bulunması halinde üzülür. Ama itiraz edilenin, haklı ve doğruyu savunan taraf olduğundan emin olunduğu, itiraz eden kişinin de inatçı ve söylediği sözün bâtıl olduğu bilindiği vakit, onun bu itirazına aldırış etmeyi gerektiren bir durum yoktur. Aksine böyle bir itirazcının dünyevi ve uhrevi cezaya çarptırılması beklenir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Allah onların yapmakta olduklarından gafil değildir.” Aksine O, amellerini tespit eder ve bu yaptıkları ile kendilerini cezalandırır. Bu buyrukta itiraz edenlere bir tehdit, mü’minlere de bir teselli vardır.
el-Muhtasar
Ey Peygamber! Kıblenin durumu ve arzuladığın yere değiştirilmesi hakkında inecek olan vahyin yolunu gözleyerek ve araştırarak yüzünü semaya doğru çevirdiğini ve baktığını görüyoruz. Şüphesiz şimdi senin yüzünü Beytu’l-Makdis olan kıbleden razı olacağın ve seveceğin bir kıbleye döndüreceğiz - Orası Mescid-i Haram'dır-. Şimdi yüzünü Mekke-i Mükerreme'deki Allah'ın Mescid-i Haram'ı yönüne çevir ve -Ey Müminler- sizler de nerede olursanız olun namaz kılarken ona doğru yönelin. Kendilerine kitap gönderilmiş olan Yahudi ve Hristiyanlar kitaplarında bulunması sebebiyle çok iyi biliyorlar ki, kıblenin değiştirilmesi, yaratıcıları ve işlerini düzenleyen Allah’tan indirilen bir hakikattir. Allah haktan yüz çevirenlerin yaptıklarından gafil değildir. Bilakis Allah, bütün bunları bilir ve karşılığında onları cezalandıracaktır.